İçimdeki Derin Yaralara Bir Neşter: Bu Kitabı Yazmak Beni Nasıl İyileştirecek?

 Yıllar yılı içimde biriken, her gün üstü biraz daha örtülen ama hiç sönmeyen o yangını nihayet kelimelere dökmek... Yüreğimin en ücra, en karanlık köşelerinde sakladığım, çocukluğumdan kalma ağır travmaları sayfalara haykırmak kolay değil. Ancak biliyorum ki; bu kitabı yazmak benim için sadece bir geçmişi anlatma çabası değil, ruhumda açılan o derin yaraları ilmek ilmek dikme ve iyileştirme yolculuğudur.

Çocukluğumun geçtiği o gecekonduda; süt güğümlerinin arasında, babamın alnının terinde helal lokmayla büyürken geleceğe umutla bakıyordum. Ama zaman geçip de büyüklerin güç savaşları, çok eşliliğin getirdiği o yıkıcı fırtınalar evimizin çatısını çöktürdüğünde, küçücük ruhuma taşınması imkansız yükler bindi. Babamın ders çalıştırırken masada yankılanan o sert "Silme!" bağırışını hiç unutmadım. Meğer o gün bana öğretilen şey sadece bir matematik dersi değilmiş; yapılan hiçbir şeyin, çekilen hiçbir acının silinemeyeceği ama o acıların üzerine yeni bir hayat inşa edilebileceği gerçeğiymiş.

Yıllarca babamın yanındaydım. Eminevim’in ilk kodlarını Delphi ile satır satır yazarken, tıkanan çarkları döndürmek için gece gündüz klavye başında ter dökerken aslında bir yandan da kendi içimdeki kırıklıkları tamir etmeye çalışıyordum. Fakat ne dışarıdaki o devasa başarılar, ne milyarlık sistemler, ne de kurulan büyük yapılar evimizin içindeki o buz gibi soğukluğu eritmeye yetti. Annemin babama karşı bir düşman gibi bürünen o kırgın duruşu, ardından bizi hem ruhen hem de fiziksel olarak tek başımıza bırakıp gitmesi... Çocukluğumu, gençliğimi ve bir evladın en çok ihtiyaç duyduğu o sıcak sevgiyi gölgeleyen devasa bir boşluk bıraktı.

Kiev’deki bir otel odasında babamın duran o yorgun kalbi, aslında yıllar önce kendi evinde boğazı sıkılarak nefessiz bırakıldığı gün kırılmıştı. Ben o gün de oradaydım, o çaresizliği de gözlerimle gördüm. Yıllar boyunca tüm bu tanıklıkların, sessiz feryatların ve sırtımda taşıdığım ağır yüklerin altında ezilmeden durmaya çalıştım.

İşte bu kitabı yazmak; çocukluğuma, o 10 yaşındaki yaralı halime el uzatmaktır. Sayfalar ilerledikçe, mürekkep kağıda aktıkça içimdeki o yıllanmış düğümlerin tek tek çözüldüğünü hissediyorum. Anlatmak, yüzleşmek ve saklanan ne varsa dürüstçe ortaya koymak; babamın mirasına sahip çıkarken kendi ruhumu da özgürleştirme yolumdur. Bu satırlar benim için bir ağıt değil; geçmişin acılarına rağmen ayakta kalmanın, dürüstlüğün ve nihayet kendi iç huzuruma kavuşmanın en büyük adımıdır.


OKU

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları