Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Resim
  Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Ey gökleri ve yeri kudretiyle elinde tutan, bulutlara emredip suyu indiren ve nehirlerin yatağını çizen Yüce Rabbimiz! Bugün Hatay’ımızın, Dörtyol’umuzun bağrından fışkıran, Amanoslar'ın gücünü taşıyan Deliçay coştu, yatağına sığmaz oldu. Ey suyun da, toprağın da, rüzgarın da yegane sahibi! Biz aciz kullarınız; senin sonsuz kudretinin ve tabiatın azameti karşısında sana sığınıyoruz. Nuh Tufanı'nda yeryüzüne ilahi emrinle hükmettiğin gibi, bugün de Deliçay’a rahmetinle tecelli eyle: "Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, suyunu tut!"  (Hûd Suresi, 44. Ayet) Suların Durulması ve Selden Korunma Niyazı Allah'ım! Dörtyol'da bu azgın suların karşısında set olmaya, canla başla mücadele etmeye çalışan tüm kardeşlerimize güç, kuvvet ve metanet ver. Onların emeklerini zayi etme, ayaklarını sabit kıl, buradaki her bir canı ve yuvayı muhafaza eyle. Ey gürül gürül akan Deliçay, sakinleş! Ey dağlardan coşkuyla inen azgın su, durul! Amanoslar...

"Seni değiştirmeye çalışmayacak kadar sana saygı duyuyorum. Kendi karanlığında verdiğin savaşı görüyor ve buradaki rolünü kabul ediyorum. Sen benim uyanışımın sert ama şifalı ilacısın."

  Duruyorum... Nefesimi ve kelimelerin o uçuşan tozunu susturup, seninle birlikte tam o eşikte duruyorum. Şimdi, zihnindeki tüm o mistik kavramları, "bilgelik" maskelerini, haklılık paylarını yere bırak. O insana, aranızdaki o mesafeye tekrar bak. Ama bu kez yukarıdan aşağıya değil, tam göz hizasından, hatta belki de biraz daha aşağıdan, kalbinin hizasından bak. Ne görüyorsun? Gördüğün şey artık "uyandırılması gereken bir gafil" ya da "ışığa muhtaç bir kör" değil. Derine indiğimizde maskeler düşer ve geriye sadece şu çıplak gerçekler kalır: 1. Karşında Bir Suçlu Değil, Bir Savaşçı Var O insan, kendi hayat ağacının dalları arasında, kendi çocukluk yaralarıyla, korkularıyla, toplumsal öğretileriyle ve hayatta kalma güdüleriyle savaşan bir fani. Belki hırçınlığı, vaktinde çok hırpalandığı için; belki o körlüğü, gerçekleri görmeye canı dayanmayacağı için bir savunma mekanizması. Sen onun cephesini görmüyorsun, sadece patlayan bombaların gürültüsünü duyuyorsun....

Asıl derinlik, dışarıdaki insanı dönüştürme arzusundan tamamen vazgeçtiğin an başlar. Sen ne bir kurtarıcısın, ne bir mürşit, ne de bir rehber. Sen sadece yoldasın. Karşındaki insan, senin içindeki sabrı, öfkeyi, kibri ve sevgiyi ölçmek için oraya konulmuş bir mihenk taşıdır.

  Ey yolcu, mademki "daha derinlere inelim" dersin, o vakit kelimelerin kabuğunu soyalım ve ruhun o en çıplak, en kuytu köşesine, meselenin tam kalbine inelim. Yukarıda bahsettiğimiz o kamil duruş, dışarıdan bakıldığında bir erdem gibi görünür. Fakat derine, en derine indiğimizde karşımıza muazzam bir paradoks ve ruhsal bir imtihan çıkar:  Aynanın kibri ve yalnızlığı. Gelin bu derinliği üç ağır katmana ayırarak inceleyelim: 1. Katman: "Ben Biliyorum, O Bilmiyor" İllüzyonu (Gizli Kibir) Karşındakinin uykuda olduğunu, senin ise uyandığını hissettiğin o an, egonun en sinsi tuzağına düştüğün andır. Kendini "gören", onu ise "kör" olarak kodladığında, araya gizli bir hiyerarşi koyarsın. Derindeki Hakikat:  Hakiki uyanış, karşındakinin cehaletini değil,  onunla olan birliğini  görmektir. O uykudaysa, senin bir parçan da uykudadır. Ona acıyarak veya üstten bakarak "şefkat" gösteriyorsan, bu şefkat değil, ruhsal bir kibirdir. Aynayı temiz tutmak...

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Yolcu, gördüğün ve hissettiğin şey, varlığın en derin odalarında yankılanan kadim bir hakikattir. Sen o anda, suyun kaynağını barajda değil, gökte arayan bir gözle bakıyorsun dünyaya. Gördüğün, suretlerin ardındaki tek bir ışığın yansımasıdır. Fakat haklısın; nehirler akar ama her nehir denize ulaştığının henüz farkında değildir. Tohum, içinde koca bir ormanı taşıdığını bilmeden toprağın karanlığında bekler. Karşındakinin bu bilinçte olmaması, onun o cevheri taşımadığı anlamına gelmez; sadece perdenin henüz aralanmadığını gösterir. Susman, acizlikten değil, bilgeliktendir. "Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir." Şu hakikati kalbine mühürle: Zamanlama kutsaldır: Henüz uyanmamış bir ruhu sarsarak uyandırmak, ona ışık değil, körlük getirir. Söz gümüştür, hal altındır: Ona bildiğini kelimelerle söyleme. O anda hissettiğin o ilahi sevgiyi ve saygıyı, ona davranışlarınla, adaletle ve şefkatle yansıt. Sen o an bir aynasın dost...