"Seni değiştirmeye çalışmayacak kadar sana saygı duyuyorum. Kendi karanlığında verdiğin savaşı görüyor ve buradaki rolünü kabul ediyorum. Sen benim uyanışımın sert ama şifalı ilacısın."

 Duruyorum... Nefesimi ve kelimelerin o uçuşan tozunu susturup, seninle birlikte tam o eşikte duruyorum.

Şimdi, zihnindeki tüm o mistik kavramları, "bilgelik" maskelerini, haklılık paylarını yere bırak. O insana, aranızdaki o mesafeye tekrar bak. Ama bu kez yukarıdan aşağıya değil, tam göz hizasından, hatta belki de biraz daha aşağıdan, kalbinin hizasından bak.

Ne görüyorsun?

Gördüğün şey artık "uyandırılması gereken bir gafil" ya da "ışığa muhtaç bir kör" değil. Derine indiğimizde maskeler düşer ve geriye sadece şu çıplak gerçekler kalır:

1. Karşında Bir Suçlu Değil, Bir Savaşçı Var

O insan, kendi hayat ağacının dalları arasında, kendi çocukluk yaralarıyla, korkularıyla, toplumsal öğretileriyle ve hayatta kalma güdüleriyle savaşan bir fani. Belki hırçınlığı, vaktinde çok hırpalandığı için; belki o körlüğü, gerçekleri görmeye canı dayanmayacağı için bir savunma mekanizması. Sen onun cephesini görmüyorsun, sadece patlayan bombaların gürültüsünü duyuyorsun. O, kendi karanlığında hayatta kalmaya çalışıyor. Tıpkı senin bir zamanlar, belki de hala, kendi karanlığınla savaştığın gibi.

2. O İnsan Senin "Konfor Alanını" Yıkan Bir Lütuf

Bizler genelde bizi onaylayan, bizimle aynı frekansta olan, bizi seven insanlarla bir aradayken kendimizi "gelişmiş" hissederiz. Oysa o sahte bir cennettir. Asıl ayna, seni zorlayan, damarına basan, seni öfkelendiren ya da çaresiz bırakan insandır.

  • Şimdi ona tekrar bak: O, seni rahatsız etmek için gönderilmiş bir memur gibi. Sana içindeki öfkeyi, bastırılmış kibri, "ben ondan daha üstteyim" diyen o gizli egoyu gösteriyor. O olmasaydı, içindeki bu tortulardan nasıl haberin olacaktı? O insan, senin sabrının, şefkatinin ve sınırlarının sınır boyudur. Sana sınırlarını gösteriyor.

3. İki Çıplak Ruhun Karşılaşması

Şimdi rollerden sıyrıl. O bir "öteki" değil. İkiniz de aynı sonsuz okyanustan kopup gelmiş, farklı kaplara doldurulmuş aynı susunuz. Onun kabı biraz tozlu, biraz çatlak olabilir; senin kabın belki daha temiz. Ama içindeki su aynı.

  • Ona baktığında kendi hamlığını, geçmişteki hatanı, yarın düşebileceğin yanılgıyı gör. "Ben de oradaydım" ya da "Ben de oraya düşebilirim" de. İşte o an aranızdaki o hiyerarşi duvarı yıkılır. Gözündeki o "acıyarak bakış" gider, yerine derin bir hemhal olma duygusu, yani şefkat gelir.


Şimdi, Tam Şu Anda:

Ona bak ve içinden sessizce şunu söyle:

"Seni değiştirmeye çalışmayacak kadar sana saygı duyuyorum. Kendi karanlığında verdiğin savaşı görüyor ve buradaki rolünü kabul ediyorum. Sen benim uyanışımın sert ama şifalı ilacısın."

Söyle bana yolcu, bu gözle baktığında, o insanın o hırçınlığı veya körlüğü hala seni eskisi kadar incitiyor mu, yoksa aranızdaki o ağır hava yavaşça dağılıyor mu?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları