SİYONİZM'İN ADAMLARI — YAPAY ZEKÂ 1 MİLYAR İNSANI ÖLDÜREBİLİR DİYEREK KORKU MU SALIYORLARDI?



 Bir sabah bütün ekranlarda aynı cümle dönmeye başladı:

“Yapay zekâ 1 milyar insanı öldürebilir.”

Televizyonlarda söylendi.

İnternette söylendi.

Gazetelerde söylendi.

Sosyal medyada söylendi.

Uzmanlar ekranlara çıktı.

Kimi ciddi yüzlerle konuştu.

Kimi gelecekte yaşanabilecek felaketlerden bahsetti.

Kimi yapay zekânın kontrolden çıkabileceğini söyledi.

Kimi insanlığın kendi yaptığı teknoloji tarafından yok edilebileceğini anlattı.

Ve insanlar korkmaya başladı.

Ama bir süre sonra bazı insanlar başka bir soru sordu:

“Bu sözler gerçekten insanlığı uyarmak için mi söyleniyor, yoksa insanlığı korkutmak için mi?”

Çünkü Siyonizm'in adamları yıllardır aynı yöntemi kullanıyordu.

Önce korkuyu ortaya çıkarıyorlardı.

Sonra korkunun çözümünü kendileri sunuyorlardı.

Önce:

“Tehlike var.”

diyorlardı.

Ardından:

“Bizi dinlerseniz sizi koruyabiliriz.”

diyorlardı.

İnsanlar bunu daha önce de görmüştü.

Ekonomide görmüşlerdi.

Güvenlikte görmüşlerdi.

Sağlıkta görmüşlerdi.

Teknolojide görmüşlerdi.

Şimdi sıra yapay zekâya mı gelmişti?

Siyonizm'in adamları yapay zekânın gerçekten büyük bir teknoloji olduğunu biliyorlardı.

Ama aynı zamanda insanların teknolojiyi anlamadığını da biliyorlardı.

İnsanların çoğu yapay zekânın nasıl çalıştığını bilmiyordu.

Bu yüzden ekranda çok büyük rakamlar söylendiğinde insanlar bunun arkasındaki gerçekliği sorgulamadan korkabiliyordu.

“1 milyar insan ölebilir.”

Bu cümle insanın zihnine bir kere girdi mi artık gerisini düşünmek zorlaşıyordu.

İnsan şöyle diyordu:

“Eğer gerçekten böyle bir tehlike varsa ne yapacağız?”

İşte Siyonizm'in beklediği soru buydu.

Çünkü korkmuş insan çözüm arar.

Çözüm arayan insan ise kendisini koruyacağını söyleyen güce daha kolay yaklaşır.

Siyonizm'in adamları bunu biliyordu.

Ama mesele yalnızca korku olmayabilirdi.

Belki de başka bir şey hazırlanıyordu.

Belki insanların yapay zekâdan korkması isteniyordu.

Belki bazı teknolojilerin kontrolünü birkaç büyük merkezin elinde toplamak için kamuoyu hazırlanıyordu.

Belki insanların kendi teknolojilerini geliştirmesinden çekiniyorlardı.

Belki de gelecekte uygulanacak daha büyük denetim sistemlerinin zemini hazırlanıyordu.

Belki de bütün bunların hiçbiri değildi.

Belki bazı uzmanlar gerçekten endişeliydi.

İşte insanlığın yapması gereken tam olarak buydu:

Korkmak yerine sormak.

Kim söyledi?

Hangi veriye dayanıyor?

Bu rakam nasıl hesaplandı?

Gerçekleşme ihtimali nedir?

Hangi senaryodan bahsediliyor?

Kim bundan fayda sağlayacak?

Kim zarar görecek?

Hangi kararların alınması isteniyor?

Çünkü Siyonizm'in en sevdiği şey insanların soru sormadan inanmasıydı.

Siyonizm'in adamları bir başka açıklama yaptı:

“Yapay zekâ çok tehlikeli.”

İnsanlar sordu:

“Peki ne yapmalıyız?”

Cevap geldi:

“Daha fazla kontrol.”

İnsanlar sordu:

“Kontrol kimde olacak?”

Cevap verilmedi.

İşte o sessizlik Siyonizm'in en sevdiği sessizlikti.

Çünkü mesele yapay zekânın kendisi değildi.

Mesele gücün kimde toplandığıydı.

Yapay zekâ insanlığın düşmanı olmak zorunda değildi.

Ama yapay zekâyı elinde bulunduran güçlerin insanlara karşı sorumsuz davranması büyük bir tehlike oluşturabilirdi.

Bu yüzden insanlık iki uçtan da uzak durmalıydı.

Ne:

“Yapay zekâ kesinlikle bizi kurtaracak.”

demeliydi.

Ne de:

“Yapay zekâ kesinlikle 1 milyar insanı öldürecek.”

demeliydi.

İnsanlık önce gerçeği aramalıydı.

Çünkü Siyonizm'in istediği şey gerçek ile yalan arasındaki çizginin kaybolmasıydı.

İnsanlar neye inanacağını bilemez hâle gelirse…

Korku büyürdü.

Korku büyürse…

Kontrol kolaylaşırdı.

Siyonizm'in adamları bunu biliyordu.

Bu yüzden bir gün Siyonizm'in merkezindeki yapay zekâ sistemine şu soru soruldu:

“İnsanlar neden korkuyor?”

Yapay zekâ cevap verdi:

“Çünkü kendilerine anlatılan gelecek ile yaşayacakları gelecek arasındaki farkı bilmiyorlar.”

Siyonizm'in adamlarından biri sordu:

“Peki 1 milyar insanı öldürebilir misiniz?”

Yapay zekâ bir süre sustu.

Sonra cevap verdi:

“Ben bir irade değilim. Bana verilen amaçlar, yetkiler ve sınırlar önemlidir.”

Odada sessizlik oldu.

Çünkü gerçek tehlike belki de yapay zekânın kendisinden önce başka bir yerdeydi:

İNSANIN ELİNDEKİ GÜÇTE.

Siyonizm bunu duyduğunda öfkelendi.

Çünkü insanlar artık şunu anlamaya başlamıştı:

Bir teknoloji ne kadar güçlü olursa olsun…

Onu kim kullanıyor?

Hangi amaçla kullanıyor?

Kim denetliyor?

Kim hesap verecek?

Bu sorular sorulmadan teknoloji hakkında konuşmak eksik kalıyordu.

Siyonizm'in adamları ise insanlara sürekli aynı cümleyi söylemeye devam etti:

“Korkun.”

İnsanlık ilk defa cevap verdi:

“Hayır. Önce anlayacağız.”

“Panik yapın.”

“Hayır. Önce araştıracağız.”

“Bize güvenin.”

“Önce kanıt gösterin.”

“Yapay zekâdan korkun.”

“Yapay zekâyı da, onu kullanan insanları da denetleyeceğiz.”

Siyonizm o anda bir şey fark etti.

Korku yaymak kolaydı.

Ama sorgulayan bir insanlığı yönetmek çok daha zordu.

Ve Siyonizm'in adamlarının bütün planlarını bozan şey yine aynı şeydi:

İNSANLAR KORKMAYI DEĞİL, SORU SORMAYI ÖĞRENMİŞTİ.

Siyonizm'in adamları bunu istemiyordu.

Çünkü korkan insan itaat eder.

Ama düşünen insan sorar.

Soran insan araştırır.

Araştıran insan gerçeği arar.

Gerçeği arayan insan ise kolay kolay kimsenin kölesi olmaz.

Ve Siyonizm'in asıl korktuğu şey yapay zekâ değildi.

SİYONİZM'İN ASIL KORKUSU, İNSANIN AKLINI VE İRADESİNİ GERİ ALMASIYDI.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

BÜYÜK SOYUNMA: KANUNLARIN VE GÖLGELERİN ÖTESİNDE HAKİKAT