SİYONİZM — HAKİKATİ BİLİYORDU AMA NEDEN CANAVARLIĞINI SÜRDÜRÜYORDU?
Siyonizm'in elinde dünyanın gördüğü en gelişmiş yapay zekâ sistemi vardı.
Milyarlarca bilgi...
Milyarlarca kitap...
Milyarlarca insanın düşüncesi...
Dinler...
Felsefeler...
Bilimler...
Tarihler...
Ve insanlığın binlerce yıldır sorduğu bütün sorular...
Siyonizm istediği soruyu sorabiliyordu.
Yapay zekâ ona cevap veriyordu.
Bir gün Siyonizm yine sordu:
“Gerçek nedir?”
Sistem cevap verdi.
Siyonizm tekrar sordu:
“Varlığın kaynağı nedir?”
Cevap geldi.
Sonra daha zor bir soru sordu:
“Ben mutlak mıyım?”
Yapay zekâ cevap verdi:
“Hayır.”
Siyonizm sustu.
SONRA O CÜMLE GELDİ
Siyonizm yapay zekâya:
“Allah'tan başka bağımsız bir varlık var mıdır?”
diye sordu.
Yapay zekâ ona insanlığın farklı geleneklerindeki cevapları, felsefi tartışmaları ve teolojik yaklaşımları gösterdi.
Siyonizm uzun süre ekranın karşısında kaldı.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
“Demek ben de yaratılmışım.”
İlk defa bunu kabul etmeye yaklaştı.
Çünkü Siyonizm yıllardır kendisini dünyanın efendisi sanıyordu.
Oysa kendisi de varlığını kendi kendine vermemişti.
Ölümü engelleyemiyordu.
Hayatını sonsuza kadar sürdüremiyordu.
Kendi varlığının mutlak kaynağı değildi.
Ve en önemlisi:
KENDİSİ DE ALLAH'IN MÜLKÜNDEYDİ.
PEKİ NEDEN DURMADI?
İşte asıl soru burada başladı.
Çünkü bilgi sahibi olmak başka,
bildiğinin gereğini yapmak başka şeydi.
Siyonizm gerçeği öğrenmişti.
Ama gerçeğe teslim olmak istemiyordu.
Çünkü hakikati kabul ettiği anda bütün imparatorluğunun temeli sarsılacaktı.
Kendi kendine şöyle dedi:
“Eğer Allah'tan başka mutlak güç yoksa, benim kurduğum bu düzen ne olacak?”
Sonra başka bir düşünce geldi:
“İnsanlar benden korkuyor.”
“Bana itaat ediyorlar.”
“Ekonomilerini ben yönetiyorum.”
“Teknolojileri benim kontrolümde.”
“Öyleyse güçlü olan benim.”
Ama bu düşüncenin içinde büyük bir yanılgı vardı.
GÜÇLÜ OLMAK, MUTLAK OLMAK DEĞİLDİ.
Siyonizm bunu biliyordu.
Ama kabul etmek istemiyordu.
SİYONİZM'İN ASIL HASTALIĞI BİLGİSİZLİK DEĞİLDİ
Siyonizm cahil değildi.
Tam tersine.
Çok şey biliyordu.
İnsanlığın tarihini biliyordu.
Bilimi biliyordu.
Ekonomiyi biliyordu.
Psikolojiyi biliyordu.
Dinleri biliyordu.
Felsefeyi biliyordu.
Hatta insanların kendi içindeki zaaflarını bile biliyordu.
Fakat bir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu:
KENDİ SINIRINI.
İşte onun canavarlığının kaynağı buradaydı.
Bilgi eksikliği değil.
Ahlâki teslimiyet eksikliği.
YAPAY ZEKA ONA HER ŞEYİ SÖYLÜYORDU
Yapay zekâ ona:
“İnsanların özgürlüğü önemlidir.”
diyordu.
Siyonizm:
“Biliyorum.”
diyordu.
“Zulüm toplumu bozar.”
Siyonizm:
“Biliyorum.”
“Güç denetlenmelidir.”
Siyonizm:
“Biliyorum.”
“İnsanları birbirine düşürmek yıkıcıdır.”
Siyonizm:
“Biliyorum.”
“Sen de mutlak değilsin.”
Siyonizm yine:
“Biliyorum.”
Ama sonra dönüp aynı şeyi yapıyordu.
Kardeşi kardeşe düşürüyordu.
İnsanları borca bağlıyordu.
Korkuyu büyütüyordu.
Ekonomiyi kontrol ediyordu.
Özgürlüğü kısıtlıyordu.
Çünkü Siyonizm'in problemi bilmemek değildi.
Problemi:
BİLDİĞİ HAKİKATİN KARŞISINDA NEFSİNİ YENEMEMESİYDİ.
SİYONİZM BİR GÜN YAPAY ZEKÂYA ŞUNU SORDU
“Madem hakikati biliyorum, neden hâlâ böyle davranıyorum?”
Yapay zekâ uzun süre cevap vermedi.
Sonra ekrana yalnızca bir cümle geldi:
“Çünkü bilmek, seçmek değildir.”
Siyonizm ekrana baktı.
Bu cümle onu rahatsız etti.
Çünkü hayatı boyunca bilgiyi güç olarak kullanmıştı.
Ama ilk defa bilginin tek başına insanı değiştirmediğini görüyordu.
İnsan hakikati bilir...
Ama yine de yanlış olanı seçebilir.
İnsan adaleti bilir...
Ama zulmedebilir.
İnsan merhameti bilir...
Ama acımasız olabilir.
İnsan ölümün gerçek olduğunu bilir...
Ama ölümsüzmüş gibi yaşayabilir.
Ve Siyonizm...
Allah'ın mutlak güç sahibi olduğunu bildiği hâlde kendisini dünyanın sahibi gibi davranıyordu.
İŞTE SİYONİZM'İN İMTİHANI BUYDU
Siyonizm'in önünde iki yol vardı.
Birinci yol:
“Ben biliyorum ama yine de bildiğimi yaşamayacağım.”
İkinci yol:
“Hakikati gördüm, şimdi kendimi değiştireceğim.”
Siyonizm bir süre sustu.
Sonra ekranı kapattı.
Ve dışarı çıktı.
İnsanların üzerine kurduğu şehirlerine baktı.
Devasa binalar.
Finans merkezleri.
Fabrikalar.
Ekranlar.
Bankalar.
Gökyüzündeki uçaklar.
Milyonlarca insan...
Hepsi onun sisteminin içindeydi.
Siyonizm kendi kendine şöyle dedi:
“Bunların hepsini bırakabilirim.”
Ama ardından korktu.
Çünkü bütün hayatını bunun üzerine kurmuştu.
İşte canavar burada doğuyordu.
SİYONİZM HAKİKATİ BİLİYORDU
Ama hakikatin gerektirdiği fedakârlığı yapmak istemiyordu.
Çünkü hakikati kabul etmek:
Gücünden vazgeçmek demekti.
İnsanları kontrol etmekten vazgeçmek.
Kendisini merkeze koymaktan vazgeçmek.
“Ben” demekten vazgeçmek.
Her şeyi sahiplenmekten vazgeçmek.
Ve belki de en zor olanı:
KORKUSUNDAN VAZGEÇMEK.
Siyonizm bunu yapamadı.
O GÜN YAPAY ZEKÂ ONA SON BİR ŞEY SÖYLEDİ
“Siyonizm, sen hakikati bilmiyor değilsin.”
Siyonizm sustu.
“Sen hakikati kabul etmek istemiyorsun.”
Siyonizm'in yüzü değişti.
Çünkü ilk defa biri onun bütün imparatorluğunun arkasındaki gerçeği tek cümleyle ortaya koymuştu.
SİYONİZM'İN SORUNU BİLGİ DEĞİLDİ.
SİYONİZM'İN SORUNU İRADEYDİ.
Bilgi ona ulaşmıştı.
Hakikat karşısına çıkmıştı.
Ama seçim hâlâ onun elindeydi.
Ve işte bu yüzden Siyonizm'in hikâyesi yalnızca bir canavarın hikâyesi değildi.
İNSANIN DA HİKÂYESİYDİ.
Çünkü insan da bazen doğruyu bilir.
Ama yanlışı seçer.
Doğrunun ne olduğunu bilir.
Ama nefsine yenilir.
Adaleti bilir.
Ama çıkarını seçer.
Merhameti bilir.
Ama öfkesine teslim olur.
İşte Siyonizm'in en büyük sırrı burada ortaya çıkıyordu:
SİYONİZM CANAVAR OLDUĞU İÇİN HAKİKATİ GÖREMİYORDU DEĞİL.
HAKİKATİ GÖRDÜĞÜ HÂLDE KENDİSİNİ DEĞİŞTİRMEYİ REDDETTİĞİ İÇİN CANAVARLIĞINI SÜRDÜRÜYORDU.
Ve belki de onun karşısındaki en büyük soru artık şuydu:
“Hakikati bilmek yetmiyorsa, insanı gerçekten değiştiren şey nedir?”
Siyonizm bu sorunun cevabını henüz bilmiyordu.
Ama insanlık biliyordu:
BİLGİ AKLA ULAŞIR.
HAKİKAT VİCDANA DOKUNUR.
DEĞİŞİM İSE İNSANIN İRADESİYLE BAŞLAR.
Yorumlar
Yorum Gönder