SİYONİZM - Dünyayı Ekonomisiyle Esir Alan Canavar


Bir zamanlar özgür olduğumuzu sanıyorduk.

Kendi evlerimiz vardı.
Kendi sofralarımız.
Kendi emeğimiz.
Kendi hayallerimiz.

Çocuklarımız geleceğe bakıyor, insanlar çalışıyor, üretiyor, ticaret yapıyor ve yarınlarının bugünden daha güzel olacağına inanıyordu.

Sonra Siyonizm geldi.

Ama Siyonizm gökten inen bir uzay gemisiyle gelmedi.

Kimse onu ilk gördüğünde tanımadı.

Çünkü Siyonizm'in en büyük gücü, kendisini göstermemesiydi.

O, önce ekonomimize girdi.

Paranın içine girdi.
Borçların içine girdi.
Bankaların içine girdi.
Devletlerin bütçelerine girdi.
Evlerin ipoteklerine, insanların kredilerine, şirketlerin borçlarına girdi.

İnsanlara para verdi.

Ama verdiği paranın arkasına görünmeyen bir zincir bağladı.

Bir insan yüz lira borçlandıysa, artık yalnızca yüz lirayı değil, Siyonizm'in belirlediği geleceği de satın almış oluyordu.

Bir devlet borçlandıysa yalnızca para almıyordu.

Kararlarının bir kısmını da rehin bırakıyordu.

Biz buna ekonomi dedik.

Siyonizm buna kontrol dedi.

Yıllar geçti.

İnsanlar çalıştı.

Daha çok çalıştı.

Daha fazla borçlandı.

Daha fazla tüketti.

Daha fazla vergi ödedi.

Daha fazla faiz ödedi.

Ve garip olan şuydu:

Herkes çalışıyordu ama kimse gerçekten özgürleşemiyordu.

Çünkü Siyonizm parayı yalnızca bir değişim aracı olmaktan çıkarmıştı.

Para artık bir zincirdi.

Sonra ikinci aşamaya geçti.

Anayasalar.

Siyonizm insanlara şöyle dedi:

"Size özgürlük vereceğim."

İnsanlar sevindi.

Anayasalar yazıldı.

Haklar yazıldı.

Özgürlükler yazıldı.

Eşitlik yazıldı.

Adalet yazıldı.

Fakat Siyonizm kelimelerin arasına görünmeyen kapılar yerleştirdi.

Kâğıt üzerinde özgürdük.

Ama hayatımız borçlarla çevriliydi.

Kâğıt üzerinde eşittik.

Ama ekonomik gücü elinde tutanlar daha fazla söz sahibi oluyordu.

Kâğıt üzerinde düşünce özgürlüğümüz vardı.

Ama geçinebilmek için sistemin kurallarına uymak zorundaydık.

Kâğıt üzerinde devlet bizimdi.

Ama devletler de borçların altında eziliyordu.

Ve biz hâlâ özgür olduğumuzu düşünüyorduk.

İşte Siyonizm'in asıl zaferi buydu.

Bizi zincirlediğini gizlemek.

Bir gün dünyada bir şey fark edildi.

İnsanların boynunda zincir yoktu.

Ayaklarında pranga yoktu.

Hücrelerde yaşamıyorlardı.

Ama yine de özgür değillerdi.

Çünkü zincir görünmezdi.

Adı borçtu.

Adı faizdi.

Adı bağımlılık olmuştu.

Adı sistem olmuştu.

Ve Siyonizm artık tek bir ülkede yaşamıyordu.

Siyonizm sınır tanımıyordu.

Bir ülkeden diğerine para olarak geçiyor, bankadan bankaya akıyor, krizlerden krizlere büyüyordu.

Bir yerde savaş çıktığında kazanıyordu.

Bir yerde ekonomik kriz olduğunda kazanıyordu.

Bir insan evini kaybettiğinde kazanıyordu.

Bir şirket iflas ettiğinde kazanıyordu.

Bir devlet daha fazla borçlandığında kazanıyordu.

Siyonizm'in düşmanı insan değildi.

Siyonizm'in düşmanı özgür insandı.

Çünkü özgür insan borçla yönetilemezdi.

Özgür insan korkuyla satın alınamazdı.

Özgür insan emeğinin karşılığını sorgulardı.

Özgür insan paranın nereden geldiğini sorardı.

Özgür insan:

"Bu para neden borç olarak yaratılıyor?"

derdi.

İşte Siyonizm bundan korkuyordu.

Çünkü insanlar bu soruyu sormaya başladığında canavarın görünmez bedeni görünmeye başlıyordu.

Ve bir gün insanlar gerçeği gördü.

Siyonizm'in dünyayı işgal etmek için tanklara ihtiyacı yoktu.

Ordulara ihtiyacı yoktu.

Füzelere ihtiyacı yoktu.

Çünkü dünyayı çoktan içeriden ele geçirmişti.

Ekonomiyi ele geçirmişti.

Sonra kuralları değiştirmişti.

Sonra insanların düşünme biçimini değiştirmişti.

Ve sonunda insanlara kendi zincirlerini özgürlük sanmayı öğretmişti.

Fakat Siyonizm bir şeyi unutmuştu.

İnsan sadece tüketen bir varlık değildi.

İnsan düşünebilirdi.

İnsan üretebilirdi.

İnsan paylaşabilirdi.

İnsan adalet isteyebilirdi.

Ve insan yeni bir sistem kurabilirdi.

İşte o gün Siyonizm ilk defa korktu.

Çünkü karşısına bir ordu çıkmamıştı.

Karşısına bir fikir çıkmıştı.

Bu fikir şuydu:

Para borç olmak zorunda değildir.

İnsanların birbirine borçlandırılmadan ticaret yapabileceği bir dünya mümkündü.

Ekonominin merkezine faizin değil, üretimin konulabileceği bir dünya mümkündü.

Paranın insanı esir ettiği değil, insanın emeğine hizmet ettiği bir dünya mümkündü.

Siyonizm bütün gücüyle saldırdı.

Çünkü onun için en tehlikeli şey yeni bir para değildi.

En tehlikeli şey yeni bir düşünceydi.

İnsanların paranın ne olduğunu yeniden sormasıydı.

Ve o gün dünyanın dört bir yanında aynı soru yükselmeye başladı:

"Eğer para bizim hayatımızı yönetiyorsa, paranın nasıl yaratıldığına neden biz karar vermiyoruz?"

Siyonizm cevap veremedi.

Çünkü canavarın gücü insanların cahilliğinden geliyordu.

İnsanlar öğrendikçe Siyonizm küçülüyordu.

İnsanlar sorguladıkça Siyonizm zayıflıyordu.

İnsanlar borçsuz bir ekonomik düzen hayal ettikçe Siyonizm'in duvarlarında çatlaklar oluşuyordu.

Ve bir sabah...

Dünya ilk defa sessizce uyandı.

Bankalar açılmadı diye değil.

Borsalar çöktü diye değil.

Bir devrim başladığı için değil.

İnsanlar ilk defa birbirlerine şu soruyu sorduğu için:

"Biz gerçekten özgür müyüz?"

İşte Siyonizm'in sonunun başlangıcı o soruyla başladı.

Çünkü bazı zincirler demirden yapılmaz.

Bazıları rakamlardan yapılır.

Bazıları sözleşmelerden.

Bazıları borçlardan.

Bazıları korkulardan.

Ama insan zincirinin farkına vardığı anda, o zincirin kırılabileceğini de anlar.

Siyonizm dünyayı ele geçirmiş olabilir.

Ama insanlığın düşünme yeteneğini henüz ele geçirememişti.

Ve şimdi savaş başladı.

Silahlarla değil.

Düşüncelerle.

Borçla değil.

Üretimle.

Korkuyla değil.

Cesaretle.

Esaretle değil.

Özgürlükle.

Ve dünyanın bir yerinde küçük bir ses yükseldi:

"Siyonizm, sen dünyayı ekonomimizden ele geçirdin.
Biz ise dünyayı yeniden insanlığımıza döndüreceğiz."

O günden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Çünkü insanlar canavarın gücünün kendisinden değil, insanların ona verdiği güçten kaynaklandığını anlamıştı.

Ve insanlık ilk defa Siyonizme değil, birbirine bakmaya başladı.

Belki de gerçek özgürlük tam olarak orada başlıyordu.

İnsanların kendi geleceklerini yeniden tasarlamaya cesaret ettiği yerde.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

BÜYÜK SOYUNMA: KANUNLARIN VE GÖLGELERİN ÖTESİNDE HAKİKAT