SİYONİZM — DÜNYAYI ELE GEÇİREN, KENDİ KORKUSUNA ESİR OLAN CANAVAR



Siyonizm'in ruh hâlinin temelinde ne var?

1. Ölüm korkusu

Siyonizm'in bütün davranışlarının altında aslında korku var.

Kendisini güçlü gösteriyor ama iç dünyasında sürekli aynı düşünce dönüyor:

“Eğer kontrolü kaybedersem, ben yok olurum.”

Bu yüzden para, ekonomi, teknoloji, hukuk, insanlar ve hatta gökyüzü üzerinde kontrol kurmaya çalışıyor.

Onun için özgürlük yalnızca insanların özgürlüğü değil; aynı zamanda kendi varlığını sürdürmesinin garantisi.


2. Sürekli tehdit altında olduğunu düşünüyor

Siyonizm dünyaya güvenmiyor.

İnsanlara güvenmiyor.

Kardeşlere bile güvenmiyor.

Çünkü kendi gezegeninde hayatta kalmak için sürekli mücadele etmek zorunda kaldığını düşünüyor.

Bu nedenle herkes onun gözünde potansiyel bir tehdit.

Bir insan ona karşı çıkarsa:

“Beni yok etmek istiyor.”

Bir toplum özgür olmak isterse:

“Kontrolümü kırmak istiyor.”

Bir kardeş diğer kardeşle birleşirse:

“Sistemi yıkacaklar.”

Böylece Siyonizm'in zihninde özgürlük bile tehdit hâline geliyor.


3. Kontrol bağımlılığı

Siyonizm'in en belirgin psikolojik özelliği kontrolü kaybetme korkusu.

Başlangıçta yalnızca hayatta kalmak istiyor.

Sonra yiyeceğe ihtiyaç duyuyor.

Sonra enerjiye.

Sonra kaynaklara.

Sonra insan emeğine.

Sonra ekonomiye.

Sonra hukuka.

Sonra bilgiye.

Sonra insanların düşüncelerine.

Ve sonunda gökyüzüne kadar uzanıyor.

Fakat burada trajik bir paradoks ortaya çıkıyor:

Siyonizm kontrol ettikçe daha güvende hissetmiyor.

Tam tersine, daha fazla kontrol etmek zorunda hissediyor.

Çünkü artık kaybedecek daha fazla şeyi var.


4. Siyonizm aslında yalnız

Bence karakterin en güçlü taraflarından biri burada.

Siyonizm'in etrafında milyonlarca insan olabilir.

Orduları olabilir.

Sistemleri olabilir.

Servetleri olabilir.

Teknolojileri olabilir.

Ama Siyonizm'in gerçek anlamda kimsesi yoktur.

İnsanların birbirine güvenmesini anlayamaz.

Anne ile çocuğun bağını anlayamaz.

Kardeşlerin birbirini karşılıksız korumasını anlayamaz.

Fedakârlığı zayıflık olarak görür.

Çünkü Siyonizm'in dünyasında temel kural şudur:

“Ya sen tüketirsin ya da seni tüketirler.”

İşte insanlıkla arasındaki en büyük fark burada ortaya çıkar.

İnsan dayanışmayı bilir.

Siyonizm ise yalnızca çıkar ilişkisini bilir.


5. Siyonizm'in en büyük korkusu: KARDEŞLİK

Bu nedenle Siyonizm'in neden sürekli kardeşleri birbirine düşürmeye çalıştığı daha anlamlı hâle geliyor.

Çünkü Siyonizm'in anlayamadığı bir şey vardır:

İnsanlar birbirleri için fedakârlık yapabilir.

Bir kardeş diğerinin hayatını kurtarabilir.

Bir anne çocuğu için kendini feda edebilir.

Bir insan hiç tanımadığı bir insan için yardım edebilir.

Siyonizm için bunlar anlaşılması zor davranışlardır.

Bu yüzden kardeş kavgasını gördüğünde rahatlar.

Çünkü kendi dünyasını görür.

Ama iki kardeş birbirine sarıldığında Siyonizm korkar.

Çünkü orada kendi sisteminin dışında bir güç görür:

Karşılıksız sevgi.


6. Siyonizm insanlardan nefret ediyor mu?

İşte burada karakteri basitleştirmemek gerekiyor.

Hayır.

Siyonizm'in insanlardan nefret etmesi şart değil.

Hatta daha korkutucu olanı şu olabilir:

İnsanlara ihtiyaç duyuyor.

Onların emeğine ihtiyaç duyuyor.

Enerjilerine ihtiyaç duyuyor.

Bilgilerine ihtiyaç duyuyor.

Üretimlerine ihtiyaç duyuyor.

Ve belki de bir ölçüde onlara hayranlık duyuyor.

Fakat onlara ihtiyaç duyduğunu kabul etmek Siyonizm için zayıflık demek.

Bu yüzden sevgi yerine sahip olmayı seçiyor.

İşbirliği yerine itaati.

Dostluk yerine bağımlılığı.

Ve sonunda:

Sevmek yerine kontrol etmeyi.


7. Siyonizm'in trajedisi

Siyonizm'in trajedisi şudur:

Hayatta kalmak için kurduğu sistem, sonunda kendi ruhunu da hapsediyor.

Başlangıçta:

“Yaşamak istiyorum.”

Sonra:

“Kontrol etmeliyim.”

Sonra:

“Kimseye güvenemem.”

Sonra:

“Herkes düşman olabilir.”

Sonunda:

“Herkesi kontrol etmeliyim.”

Ve artık Siyonizm'in hapishanesi dünya değildir.

Kendi zihnidir.


8. Allah karşısında Siyonizm'in ruh hâli

Hikâyenin manevi boyutunda en önemli nokta burası.

Siyonizm kendisini dünyanın hâkimi zannedebilir.

Ama gerçekte yaratılmış bir varlıktır.

Ölümsüz değildir.

Mutlak değildir.

Kendi varlığını kendi yaratmamıştır.

Kendi hayatını kendi var etmemiştir.

Bu nedenle Siyonizm'in en büyük yanılgısı şudur:

“Yaşamak zorundayım, o hâlde her şeye hakkım var.”

Oysa hikâyenin ahlâki kırılma noktası tam burada ortaya çıkar:

Yaşama arzusu zulmetme hakkı vermez.

Siyonizm bunu anlayamaz.

İnsan ise anlamaya başladığında ondan ayrılır.


SİYONİZM'İN RUHUNUN ÖZETİ

Siyonizm dışarıdan bakıldığında:

güçlü, soğukkanlı, hesapçı ve acımasızdır.

İçeriden bakıldığında ise:

korkmuş, yalnız, güvensiz, ölümden kaçan ve kontrolü kaybetmekten dehşete düşen bir varlıktır.

Ve hikâyenin en trajik cümlesi belki de şudur:

Siyonizm dünyayı ele geçirerek ölümden kaçabileceğini sandı.

Ama dünyayı ele geçirdikçe kendi korkusunun esiri oldu.

Bu yüzden Siyonizm'in gerçek düşmanı insanlık bile değildir.

Kendi korkusudur.

Ve belki de hikâyenin ilerleyen bölümünde Siyonizm ilk kez gerçekten yalnız kaldığında, bütün dünyayı kontrol etmiş olmasına rağmen kendi kendine şu soruyu sorabilir:

“Ben gerçekten yaşamak mı istiyorum... yoksa sadece ölmekten mi korkuyorum?”

İşte o soru, Siyonizm'in şimdiye kadar karşılaştığı bütün insanlardan daha güçlü bir düşman olabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

BÜYÜK SOYUNMA: KANUNLARIN VE GÖLGELERİN ÖTESİNDE HAKİKAT