İşte bunun adı çok garip bir acıdır..
İnsanın en zor sınavlarından biri,
dışarıdaki bir insan tarafından reddedilmek değildir.Bazen en ağır yara,
seni dünyaya getiren insanın
sana sırtını dönmesidir.
Çünkü insan,
annesinden her şeyi bekleyebilir.
Bir çocuğun ilk sığınağıdır anne.
İlk sesi…
İlk sıcaklığı…
İlk güveni…
İlk “sen yalnız değilsin” duygusu…
İnsan büyür.
Evinden ayrılır.
Kendi hayatını kurar.
Evlilik yapar.
Çocuk sahibi olur.
Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir.
Ama insan kaç yaşına gelirse gelsin,
içinde bir yerde
annesinin sevgisine ihtiyaç duyan
küçük bir çocuk yaşamaya devam eder.
Ve o çocuk,
bir gün annesi tarafından dışlandığında
sadece bugünün acısını yaşamaz.
Geçmişindeki bütün çocukluğuyla birlikte
yaralanır.
Çünkü mesele yalnızca
bugün yaşanan bir kırgınlık değildir.
Mesele,
“Ben senin evladın değil miyim?”
sorusunun insanın içinde
sessizce yankılanmasıdır.
Bazen insan,
annesinin kapısından içeri giremediğinde
aslında bir eve değil,
kendi geçmişine girememiş gibi hisseder.
Bazen bir telefon açmak ister,
ama aramak için bile
gururuyla sevgisi arasında kalır.
Bazen bir bayram gelir.
Herkes ailesiyle buluşur.
Çocuklar annelerinin ellerini öper.
Sofralar kurulur.
Eski hikâyeler anlatılır.
Fotoğraflar çekilir.
Ama sen,
kalabalığın içinde
görünmeyen bir yalnızlık taşırsın.
Çünkü annen hayattadır.
Ama sen,
onun hayatında yokmuşsun gibi hissedersin.
İşte bunun adı
çok garip bir acıdır.
Çünkü insan,
ölmüş birinin ardından
yas tutmayı bilir.
Ama hayatta olan bir insan tarafından
dışlanmanın yasını
nereye koyacağını bilemez.
Ölüm bir kapıyı kapatır.
Ama dışlanmak,
kapının açık olduğunu gösterip
seni içeri almamaktır.
Ve belki de
en ağır tarafı budur.
Yorumlar
Yorum Gönder