Deniz ve Anneannesi
Bazı bağların anlatılması zordur.
Çünkü bazı sevgiler
kelimelerden önce başlar.
Bir bakışla,
bir dokunuşla,
bir kucağa alışla,
bir sesin huzur vermesiyle…
Deniz daha üç buçuk aylık.
Dünyayı yeni tanıyor.
İnsanları yeni yeni ayırt ediyor.
Seslere,
yüzlere,
dokunuşlara
alışıyor.
Ama anneannesini sanki
çok önceden tanıyormuş gibi.
Onun yanında başka bir huzuru var.
Anneannesinin kucağına geldiğinde
sanki dünya biraz daha sessizleşiyor.
Minicik gözleriyle ona bakıyor.
Onun sesini dinliyor.
Bazen sadece yüzüne bakıp
sessizce duruyor.
Bazen de o küçücük gülümsemesiyle
her şeyi anlatıyor.
Anneannesi de ona bakarken
sanki dünyadaki bütün telaşları unutuyor.
Deniz'in küçücük ellerine bakıyor.
Yüzüne bakıyor.
Nefes alışını dinliyor.
Ve insan o an anlıyor:
Bu yalnızca bir torun sevgisi değil.
Bu,
kalpten kalbe kurulan
çok özel bir bağ.
Deniz henüz konuşamıyor.
Ama anneannesi onun dilini
şimdiden öğrenmiş gibi.
Ne zaman huzursuz olduğunu,
ne zaman uykusunun geldiğini,
ne zaman kucağa ihtiyaç duyduğunu
bir bakışından anlamaya çalışıyor.
Deniz de
anneannesinin sesini duyduğunda
sanki tanıdığı bir huzura dönüyor.
Çünkü çocuklar
sevgiyi kelimelerden önce öğrenir.
Bir insanın onları sevdiğini
söylenenlerden değil,
hissettiklerinden anlarlar.
Deniz de hissediyor.
Anneannesinin sevgisini
hissediyor.
Ve bu bağ,
daha Deniz üç buçuk aylıkken
günden güne büyüyor.
Bugün anneannesinin kucağında
küçücük bir bebek.
Yarın onun elinden tutup
yürüyen bir çocuk olacak.
Sonra koşacak.
Konuşacak.
Sorular soracak.
Belki bir gün
anneannesine kendi elleriyle
bir çiçek getirecek.
Belki yıllar sonra
çocukluğunu düşündüğünde
anneannesinin evini,
sesini,
kokusu,
kucağını hatırlayacak.
Çünkü anneanne sevgisi
başka bir sevgidir.
Biraz şefkat,
biraz merhamet,
biraz özlem,
biraz da tarifsiz bir bağlılıktır.
Anneanne,
torununda kendi çocuğunun
küçük bir devamını görür.
Ama aynı zamanda
hayatın ona yeniden verdiği
küçük bir mucizeyi de görür.
Deniz ise
daha hayatının başında
kendisine açılmış
kocaman bir sevgi kapısı bulur.
Ve belki de
insanın çocukluğunda aldığı
en güzel hediyelerden biri budur:
Karşılıksız sevildiğini bilmek.
Anneannesinin Deniz'e bakışında
bunu görmek mümkün.
Öyle bir bakış ki,
sanki “Sen yeter ki büyü,
ben seni hep seveceğim”
diyor.
Deniz de o bakışın içinde
kendi küçük dünyasını kuruyor.
Bazen anneannesinin parmağını tutuyor.
O minicik eliyle
sanki bırakmak istemiyor.
Bazen kucağında uyuyakalıyor.
Ve anneannesi
uyandırmaya kıyamıyor.
Dakikalar geçiyor.
Saatler geçiyor.
Ama o kucağın içinde
zaman sanki duruyor.
Çünkü bazı anlar
tekrar yaşanmıyor.
Bir bebeğin üç buçuk aylık hali
bir daha geri gelmiyor.
O küçücük eller,
o minicik yüz,
o masum bakışlar
zamanla değişiyor.
Ama bugün kurulan bağ
büyüyerek devam ediyor.
Deniz büyüdükçe
anneannesinin sevgisinin
ne kadar büyük olduğunu
daha iyi anlayacak.
Bugün sadece hissediyor.
Yarın hatırlayacak.
Belki yıllar sonra
özleyecek.
Ve bir gün
kendi hayatında zor bir dönemden geçerken
anneannesinin ona söylediği
küçük bir cümleyi hatırlayacak.
Belki bir sarılışı.
Belki bir gülüşü.
Belki sadece
“Ben buradayım” deyişini.
İşte aile sevgisi böyle bir şey.
İnsan büyüyor,
şehirler değişiyor,
hayatlar değişiyor,
yıllar geçiyor.
Ama bazı insanların
kalbimizde bıraktığı yer
hiç değişmiyor.
Deniz ile anneannesinin bağı da
daha şimdiden
böyle bir bağ gibi.
Henüz hikâyenin başındalar.
Daha birlikte yaşayacakları
çok güzel günler var.
Birlikte gülecekleri,
birlikte yürüyecekleri,
birlikte anılar biriktirecekleri
çok uzun bir yol var.
Bugün Deniz
anneannesinin kucağında uyuyor.
Yarın belki
anneannesinin elinden tutacak.
Bir gün koşup
ona sarılacak.
Bir gün büyüyüp
hayatını anlatacak.
Ve anneannesi,
Deniz'in gözlerinde
bugünkü o küçücük bebeği
hep görecek.
Çünkü bazı sevgiler
çocuk büyüdükçe küçülmez.
Tam tersine,
çocuk büyüdükçe
anlamı büyür.
Deniz daha üç buçuk aylık.
Ama anneannesiyle arasında
şimdiden kelimelere sığmayan
bir bağ var.
Bir bakışın anladığı,
bir dokunuşun anlattığı,
bir kucağın hissettirdiği
bir bağ.
Ve belki de
bu bağın en güzel tarafı şu:
Deniz daha hayatının başında
onu her zaman sevecek
bir anneanneye sahip.
Anneannesi de
hayatının ilerleyen yıllarında
“Benim küçük Deniz'im”
diye hatırlayacağı
bir toruna sahip.
Daha yolun çok başındalar.
Ama bazı hikâyelerin
güzel olması için
uzun olması gerekmez.
Bazen üç buçuk ay bile yeter.
Bir bebeğin anneannesine bakması,
bir anneannenin torununa sarılması
ve iki kalbin
daha kelimeler oluşmadan
birbirini bulması yeter.
Deniz ve anneannesi…
Daha yolun başındalar.
Ama belli ki
bu sevginin yolu
çok uzun olacak.
Yorumlar
Yorum Gönder