Babam Paranın Nasıl Var Edildiğini Bilmiyordu — Ben Bugün NoRiba.Finance’ı Bu Sorunun Peşinde Geliştiriyorum

 Rahmetli babamla para üzerine bir konuşmamız olmuştu.

O konuşmanın üzerinden yıllar geçti. O zaman söylediği bir cümlenin, bugün zihnimde bambaşka bir anlam kazandığını hissediyorum.

Babam bana paranın nasıl var edildiğini bilmediğini söylemişti.

Ben o zaman bunu garip bulmuştum.

Çünkü babam para işinin içindeydi. İnsanların para ihtiyaçlarını, borçlarını, birikimlerini, ev sahibi olma hayallerini bilen; yıllarca finansın, ticaretin ve insanların parayla kurduğu ilişkinin içinde yaşamış bir insandı. Böyle bir işi yöneten bir insanın, paranın en temelinde nasıl ortaya çıktığını bilmemesi bana o zaman anlaşılmaz gelmişti.

Bugün ise o cümleye başka bir yerden bakıyorum.

Belki de mesele paranın nasıl kullanıldığını bilmek değildi.

Mesele, paranın kendisinin nasıl ortaya çıktığını sormaktı.

Ve bu soru, insanın önüne çok daha büyük bir kapı açıyor.

Çünkü hepimize çocukluktan itibaren para sanki doğada bulunan bir şeymiş gibi anlatılıyor.

Çalışırsın, kazanırsın.

Biriktirirsin.

Borç alırsın.

Faiz ödersin.

Daha fazla kazanırsın.

Daha fazla borçlanırsın.

Ama bir noktada insanın durup şunu sorması gerekiyor:

Para gerçekten nedir?

Kim üretir?

Kim dolaşıma sokar?

Bir para biriminin değeri nereden gelir?

Bir insanın hesabındaki rakam nasıl ortaya çıkar?

Ve daha da önemlisi:

Bir sistem, insanların gelecekte kazanacağı parayı bugünden borç olarak dağıtıyorsa, aslında neyi üretiyor?

Babamla yaptığımız o konuşmada ben henüz bugün geldiğim yerde değildim.

Bugün geriye dönüp baktığımda, onun “bilmiyorum” dediği şeyin aslında ne kadar büyük bir soru olduğunu görüyorum.

Çünkü para dediğimiz şey sadece kâğıt değil.

Sadece madeni para değil.

Sadece banka hesabındaki rakam da değil.

Para aynı zamanda bir söz.

Bir kabul.

Bir güven ilişkisi.

Bir muhasebe kaydı.

Ve bütün bunların üzerinde çalışan devasa bir sistem.

Ben bugün bu sistem üzerine daha fazla düşündükçe şunu fark ediyorum:

Birileri “Ben bastım, işte bu para” dediğinde, o şeyin para olmasının arkasında yalnızca baskı makinesi yok.

Arkasında hukuk var.

Devlet var.

Bankacılık sistemi var.

Toplumun kabulü var.

Üretim var.

Borç var.

Güven var.

Ve bütün bunların birbirine bağlandığı bir düzen var.

İşte insan burada kendisine daha zor bir soru sormaya başlıyor:

Bu düzenin içinde ben neredeyim?

Eğer bütün hayatımı başkasının çıkardığı parayı kazanmak için geçiriyorsam,

eğer ev sahibi olmak için yıllarca borçlanıyorsam,

eğer gelecekte kazanacağım geliri bugünden bir başkasına taahhüt ediyorsam,

eğer para kazanmak için sürekli daha fazla borç ve daha fazla yük üretmek zorundaysam,

o zaman gerçekten özgür müyüm?

Yoksa sadece sistemin bana verdiği kurallar içinde hareket eden biri miyim?

Benim bugün “kölelik” dediğim şey de tam burada başlıyor.

Burada kastettiğim, zincire vurulmuş klasik anlamdaki kölelik değil.

Daha görünmez olanından bahsediyorum.

İnsanın zamanını, emeğini ve geleceğini borç karşılığında rehin bırakmasından.

İnsanın hayatının büyük bölümünü, daha önce aldığı bir finansal kararın sonuçlarını kapatmak için çalışarak geçirmesinden.

Bir ev almak isterken otuz yıl,

bir iş kurarken yıllarca,

bir krizden çıkarken tekrar tekrar

borç ve faiz döngüsünün içine girmek zorunda kalmasından.

Bazen insanın elinde para vardır ama özgürlüğü yoktur.

Çünkü o paranın arkasında verilmiş sözler vardır.

Ve ben bugün paraya yalnızca “ne kadarım var?” diye bakmıyorum.

“Bu para nasıl oluştu?” diye bakıyorum.

“Bunun arkasında nasıl bir ilişki var?” diye bakıyorum.

“Bu para beni özgürleştiriyor mu, yoksa başka bir borcun içine mi bağlıyor?” diye bakıyorum.

Belki de babamla yaptığım o eski konuşmanın bugün bende bıraktığı en büyük iz budur.

O zaman babamın bilmediğini düşündüğüm şeyi bugün ben de tamamen bildiğimi iddia etmiyorum.

Ama artık soruyu biliyorum.

Ve bazen insanın hayatını değiştiren şey cevabı bulmak değil, doğru soruyu sormaya başlamaktır.

Benim için o soru şu:

İnsanların birbirleriyle değer alışverişi yapabilmesi için neden mutlaka faizli bir borç sistemine ihtiyaç olsun?

Neden bir insan üretirken, ticaret yaparken, ev sahibi olurken veya birikim yaparken sistemin merkezine sürekli borç koymak zorunda olsun?

Neden para kazanmanın doğal yolu, başkasının parasını kullanmak ve bunun karşılığında zamanını geleceğe ipotek etmek olsun?

Ben bugün NoRiba.Finance geliştirirken aslında bu soruların peşinden gidiyorum.

NoRiba benim için yalnızca bir teknoloji projesi değil.

Bir finans uygulaması da değil.

Benim için daha temel bir arayış.

Parayı insanın efendisi olmaktan çıkarıp, yeniden insanın hizmetine koyma arayışı.

Ben faizin ve borçlanmanın insan hayatındaki etkilerini düşündükçe, finansın yalnızca matematikten ibaret olmadığını görüyorum.

Finansın içinde insan var.

Aile var.

Emek var.

Zaman var.

Hayal var.

Korku var.

Gelecek var.

Bir insanın yıllarca çalışıp kazandığı paranın nasıl değerlendirileceğine dair verdiği karar var.

Dolayısıyla finans sisteminin nasıl tasarlandığı, aslında insanların nasıl yaşayacağını da belirliyor.

Ben NoRiba.Finance’ı geliştirirken tam olarak bu yüzden “daha iyi bir finansal ürün” yapmanın ötesine bakıyorum.

Ben başka bir finansal ilişkinin mümkün olup olmadığını sorguluyorum.

İnsanların birbirleriyle değer üretirken birbirlerini borçlandırmak zorunda kalmadığı,

ticaretin gerçek ekonomik faaliyetle bağını koparmadığı,

finansal sistemin insanı sisteme bağımlı hâle getirmek yerine güçlendirdiği,

riskin adil biçimde paylaşıldığı,

ve paranın insanın üzerinde tahakküm kurmadığı bir yapı mümkün mü?

Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum.

Belki bugün bütün cevaplara sahip değiliz.

Ama artık soruları saklamıyoruz.

Çünkü benim için gerçek yenilik, sadece daha hızlı işlem yapmak değildir.

Gerçek yenilik, yıllardır normal kabul ettiğimiz şeyleri yeniden sorgulamaktır.

Babamın bana yıllar önce söylediği “paranın nasıl var edildiğini bilmiyorum” cümlesi bugün kulağımda başka türlü yankılanıyor.

Belki de o cümle bir eksiklik değildi.

Belki de bana bırakılmış bir soruydu.

Ben bugün o sorunun peşinden gidiyorum.

Ve bu yüzden NoRiba.Finance benim için sadece bir isim değil.

Bir soru.

Bir itiraz.

Bir arayış.

Bir miras.

Babam artık yanımda değil.

Onunla bugün bu konuyu tekrar konuşamam.

Ona dönüp “Baba, bak, yıllar önce konuştuğumuz o para meselesinin peşinden gittim” diyemem.

Ama insan bazen kaybettikleriyle konuşmaya devam ediyor.

Ben de bugün onunla zihnimde konuşuyorum.

“Baba,” diyorum,

“Sen bana paranın nasıl var edildiğini bilmediğini söylemiştin.”

“Ben de yıllar sonra bunun ne kadar büyük bir soru olduğunu anladım.”

“Belki de mesele paranın nasıl var edildiğinden daha büyüktü.”

“Mesele, paranın insan hayatını nasıl yönettiğiydi.”

“Ve ben şimdi, insanın paranın peşinden sürüklenmediği bir finansal düzen kurmanın mümkün olup olmadığını araştırıyorum.”

Ben NoRiba.Finance’ı geliştiriyorum.

Çünkü artık benim için mesele sadece para değil.

Mesele, insanın parayla kurduğu ilişki.

Ve belki de asıl özgürlük, daha fazla paraya sahip olmak değil;

paranın bizi yönetmek zorunda olmadığı bir sistem kurabilmektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

BÜYÜK SOYUNMA: KANUNLARIN VE GÖLGELERİN ÖTESİNDE HAKİKAT