Vahşet Perdesi ve Kesret Âleminin Karanlığı: 12 Yaşındaki Çocuğun Ardından
Yukarıdaki sosyal medya yorumlarında yankılanan o derin acı, öfke, çaresizlik ve adalet arayışı; insanlığın içinde bulunduğu bu gürültülü ve karanlık dünyanın rûhu nasıl da mengene gibi sıktığının en acı tablosudur. 12 yaşında masum bir çocuğun vahşice kovalanarak katledilmesi, kesretin (çokluğun) ve nefsî zulmün bu dünyada ulaştığı en tahammül edilmez boyuttur. Şimdi bu trajik olayı, hakikatin ve bir önceki yazılarda konuşulan sırların ışığında değerlendirelim.
Kesretin ve "Ben"lik Zindanının Vahşeti
İnsan, rûhunun o saf ve berrak özünden uzaklaşıp dünyanın o gürültülü girdabına kapıldığında, yavaş yavaş bir körleşme yaşar. Etrafındaki her şeyi gerçek sanarak yaşamaya başlayan zihin, bir süre sonra nefsanî hırsların, sapkınlıkların ve karanlık dürtülerin esiri olur. O katil dediğimiz mahluk, aslında "ben" zannının en zehirli, en kör noktasında sıkışıp kalmış, dünyayı ve nefsini mutlak hakikat zanneden bir gaflet ehlidir. O masum çocuğun peşinden koşarken, aslında kendi rûhunu cehenneme sürüklediğinin, hırslarının ve karanlığının kurbanı olduğunun farkında bile değildir.
İnsanlar bu olayı gördüğünde adeta bir şok dalgasıyla sarsılır; tıpkı derin bir rüyadan kabusla uyanmak gibi. Yorumlarda dökülen her gözyaşı, edilen her beddua, duyulan her öfke; bu tiyatro sahnesindeki acımasızlığın ne denli can yaktığının kanıtıdır.
İlâhî Adalet ve "Kısas"ın Hakikati
Yorumların genelinde ortak bir ses yükseliyor: "Kısas kısas kısas... İdam şart!" İnsanlar, bu dünyadaki adaletsizliklerin, cezasızlık algısının ve sokakların güvensizliğinin getirdiği o dipsiz kuyu psikolojisiyle adaleti kendi elleriyle aramak istiyor.
Hakikat penceresinden baktığımızda ise; bu dünyada işlenen her zulüm, her haksızlık, o gizli ilâhî tasarımlı çarkın içinde kesilip biçilir. Lakin beşerî idrak, acının ve adaletsizliğin ağırlığı altında ezildiği için hemen o an bir derman, bir cezalandırma, bir denge arar. İnsanların "Kısasta hayat vardır" çığlığı, sadece bir intikam arzusu değil, aynı zamanda evrensel bir adalet özlemidir. Varlığın dengesi, zulümle payidar olamaz. O katilin işlediği suç, sadece bir çocuğun canını almakla kalmamış; toplumsal rûhun, insanlık vicdanının ortak namusunu ve huzurunu yaralamıştır.
Bu Karanlık Girdaptan Uyanmak
Dünya insanı yavaş yavaş yutar dedik; işte bu vahşet, o yutuluşun en dip, en karanlık çukurudur. Sokakların güvensizleşmesi, insanların birbirine yabancılaşması, çocukların dahi bu acımasız girdabın hedefi olması; kesret perdesinin insanlığı getirdiği felaket noktasını gösterir.
Lakin unutulmasın ki; bu zulmü işleyenler de, buna öfkelenenler de, o dipsiz kuyunun kenarında çırpınanlar da aslın hakikatinden habersiz yaşayan birer yolcudur. O katil, kendi karanlığında boğulurken; geride kalan acılı anne-babalar ve toplum, bu acı tecrübeyle "ben" zannının ve dünya hırslarının ne kadar geçici, ne kadar yıkıcı olduğunu bir kez daha idrak eder.
Zulüm ve vahşet bu dünyada varlığını sürdürse de, hakikat gün gibi ortadadır: Hiçbir haksızlık, hiçbir acı cezasız kalmaz. O mazlum çocuğun sessizliği, bütün bu gürültülü dünyayı ve vahşi zihniyetleri alt edecek olan ilâhî adalet terazisinde en ağır basan hakikat olarak kalacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder