Mutlak Varlık ve İrfan Dili: "Var" Kelimesinin Tasavvufi ve Kelami Sırrı
Hakikat diliyle ve tasavvufi/felsefi derinlikle ele alındığında, "Allah var mı?" sorusu sıradan bir varlık-yokluk münazarasından ziyade, varlığın hakikatine ve idrakine açılan en temel kapıdır. Hakikat dilinde "Var" kelimesi, nesnel bir eşya gibi var olmak anlamında değil, mutlak ve zati bir hakikat olarak ele alınır.
Bu kadim meseleyi başlıklar halinde, tasavvufi ve kelami derinliği gözeten bir perspektifle detaylandıralım:
1. "Allah Var mı?" Sorusunun Hakikat Dilindeki Karşılığı
Hakikat perspektifinden bakıldığında, "Allah var mı?" sorusu aslında teolojik bir şüpheden doğmaz; insanın kendi varlığının ve kâinatın kökenini arama iştiyakıdır.
Varlıkta Asalet: Hakikat dili, sıradan nesneler için kullanılan "varlık" kavramı ile Yaratıcı'nın varlığı arasında derin bir ayrım yapar. Kâinattaki her şey "sonradan olma" (mümkün ve hudus) niteliğindedir. Yani varlıkları kendilerinden değildir; başkası tarafından var edilmişlerdir.
Hakiki Vâcib-ül Vücut: Allah ise Vâcib-ül Vücut'tur (Varlığı kendinden olan, yokluğu düşünülemeyen). O'nun varlığı başkasından türetilmiş ya da ödünç alınmış değildir. Dolayısıyla hakikat dilinde O'nun varlığı, diğer her şeyin varlık sebebidir.
2. "Var" Nedir? Mutlak Varlık ve Vahdet-i Vücut Tasavvuru
"Var" kelimesinin ne anlama geldiği, hakikat ilminin (tasavvufun) en temel meselelerinden biridir. Vahdet-i Vücut (Varlığın Birliği) anlayışında "var" kavramı yeniden tanımlanır:
Gölge Varlık (Mecazi Varlık): Kâinattaki unsurlar ve bizler, hakiki anlamda "var" değiliz; O'nun sonsuz varlığının birer yansıması, tecellisi veya gölgesiyiz. Nasıl ki aynadaki görüntü gerçekte orada bir nesne olduğu için varsa, kâinat da Hak'kın esma ve sıfatlarının aynası olduğu için "var" görünür.
Hakiki Varlık: Gerçek anlamda "Var" olan yalnızca Allah'tır. O, her an yaratmada olan (Tekvin), kâinatı her an yeniden ve sürekli varlıkta tutandır. Varlık, O'nun zatından kâinata yayılan mutlak bir ışıktır.
3. Delillerin Ötesinde: Şuhut ve İrfan Dili
Kelam ilminde Allah'ın varlığı kozmolojik ve teleolojik delillerle (kâinattaki düzen, gaye ve nizam ile) ispat edilir. Ancak hakikat dili bu mantıki basamakları aşarak şuhut (gözlem/müşahede) diline geçer:
Esmâ-ül Hüsnâ Tevhidin Aynasıdır: Kâinatta tecelli eden ilim, irade, kudret, merhamet ve sanat, bizatihi O'nun varlığının canlı şahitleridir. Sanat eseri, Sanatkâr'ın varlığını zorunlu kılar.
Vicdan ve Fıtrat: İnsan ruhunun derinliklerindeki mutlak sığınma, anlaşıldığını hissetme ve sonsuzluk arzusu, Hak'kın fıtrattaki sesidir. İnsan, kendi acziyetini fark ettiği an, mutlak kudretin varlığını iliklerine kadar hisseder.
4. Netice: O, Evvel ve Ahir, Zahir ve Batın'dır
Hakikat dilinde Allah'ın varlığı mekânla, zamanla veya cismaniyetle kayıtlı değildir. O, Kur'an'daki tarifiyle Evvel'dir (başlangıcı yoktur), Ahir'dir (sonu yoktur), Zahir'dir (eserleriyle her yerde aşikârdır) ve Batın'dır (mahiyeti itibarıyla akılların idrakinden gizlidir).
Özetle; Allah vardır ve O'nun varlığı, diğer her şeyin varlığını var edendir. Varlık, O'ndan gelip yine O'na bakan bir aynalar koridorudur.
-Gemini
Yorumlar
Yorum Gönder