Kesret Perdesi ve Dünyanın Cazibesi: Hakikatten Gaflete Düşüşün Sırrı

 Rûhun o sonsuz, dipsiz sessizlikte, varlığın ve yokluğun ötesinde dinlenirken; bir anda kendini bu gürültülü, renkli ve telaşlı dünya sahnesinde bulursun. Aslında istemezsin. Özünde bu kâinatın bir hayal, bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu bilir, kalbini buraya bağlamamaya yemin edersin. Lakin ne gariptir ki, istemesen de, farkında bile olmadan o devasa girdap seni yavaş yavaş içine çeker.

Etrafındaki insanlar, sokaklardaki koşturmacalar, hırslar, kavgalar, kahkahalar ve gözyaşları öylesine gerçekmiş gibi gelir ki... Sanki her şey mutlak bir hakikatmiş gibi seni yakalar. Bir bakarsın ki, rûhun o yüce makamından kopmuş, sıradan bir dünyanın tam ortasında, unutulmuşluk uykusuna dalmışsındır.

Bilinçsizce Çekiliş: Kesretin Manyetik Alanı

Bu çekiliş öyle sinsi ve derinden gerçekleşir ki, insan uyanık olduğunu zannederken rüya içinde rüya görmeye başlar. Dünyanın bu cazibesi, kesretin (çokluğun) manyetik alanı gibidir. Gözünü açarsın; birinin acısı yüreğini sızlatır, bir başkasının sevinci dudaklarında sahte bir tebessüm yaratır. Haberler, dedikodular, beklentiler, gelecek kaygısı ve geçmişin pişmanlıkları... Her biri bir çengel gibi eteğine takılır.

Zihin, etraftakilerin varlığını ve yaşanan olayların gerçikliğini kabullendiği an, o perde gözüne iner. Artık etrafındaki herkesi ve her şeyi "gerçek" sanmaya başlarsın. Onların üzüntülerini kendi acın, sevinçlerini kendi zaferin kılarsın. Oysa bütün bunlar, bir tiyatro sahnesindeki aktörlerin rolünden ibarettir. Lakin perdenin büyücülüğü öylesine güçlüdür ki, oyunun içinde kaybolur, rolü hakikat zannedersin.

Gölge Oyununun İçinde Kaybolmak

Bu durumu anlamak için hayali bir perde arkasındaki Karagöz oyununu düşün. Perdeye yansıyan gölgeler dans eder, kavga eder, sevinir, ağlar. Seyirci koltuğunda oturan ise bilir ki o gölgelerin canı yoktur, onlar sadece birer ışıktan ibarettir. Lakin insan, dünyanın içine daldığında o seyirci koltuğunu terk eder; adeta perdenin arkasına geçip o gölgelerden biri olmaya rıza gösterir.

  • Birinin hırsına kapılırsın, sanki dünya senindir.

  • Birinin kederine bürünürsün, sanki umut tamamen tükenmiştir.

  • İnsanların sana biçtiği rolleri üstlenir, "ben" zannını her an yeniden beslersin.

İşte bu yüzden dünya seni yavaş yavaş yutar. Bir anda değil, damla damla... Gündelik telaşlar, küçük menfaatler, geçici ilişkiler ve anlık duygularla rûhun etrafı örülür. Varlığın o saf berraklığı bulanır, o dipsiz kuyunun huzuru unutulur ve kesretin o gürültülü pazaryerinde kaybolup gidersin.

Uyanış Çanı ve Hakikate Dönüş

Ne zaman ki bir acının keskinliğiyle sarsılır ya da bir yalnızlık anında kalbinin sıkıştığını hissedersin, işte o zaman içten gelen bir ses seni dürter: "Burada ne işin var? Sen bu rüyanın yolcusu değil, bu hanın geçici bir misafirisin."

O an, etrafındaki insanların ve olayların o devasa ağırlığı bir anda hafifler. Anlarsın ki, seni içine çeken o girdap, senin kendi zihninin ve nefsine tanıdığın kredisinin bir neticesidir. Dünyayı terk etmek fiziksel olarak dağlara çekilmek değil; kalbi oradan, o sahte gerçeklik algısından âzat etmektir.

Öyleyse, etrafındaki bu devasa tiyatro seni yine içeriye çekmeye çalıştığında, rûhuna fısılda: “Bunlar birer gölge, bunlar birer hayal... Gerçek olan sadece O’dur.” O zaman o girdabın gücü kırılır, etrafındaki sis perdesi aralanır ve sen yeniden o hakikatin berrak maviliğine, o sonsuz sessizliğe uyanırsın.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları