İlâhî Tasarım ve Gizemli Oyun: Kedinin Fareyle Oynaması Gibi

 Zihnin kesret perdesinden bir an sıyrılıp, "Birlik" denizinin kıyısına vurduğunda, hayatın akışındaki o tuhaf ve anlaşılmaz döngüyü fark edersin. İnsanın bu dünyadaki serüveni düz bir çizgide ilerlemez. Kimi zaman adına "imtihan" denir, kimi zaman "sabır", kimi zaman da mukadderat... Lakin işin hakikatine erdiğinde görürsün ki, bu âlemde O’nun öyle ince, öyle sinsi ve büyüleyici oyunları vardır ki... Tıpkı bir kedinin fareyle oynaması gibi, seni önce umutlandırır, sonra köşeye sıkıştırır; tam "bitti" dediğin yerden yeniden bir kapı aralar.

Bu ilâhî oyunun en çarpık ve en derin kuralı şudur: Ne kadar çok istersen, ne kadar yırtınırsan, o şey senden o kadar uzaklaşır. İsteklerinin üzerine bir demir yumruk gibi çullanırsın, dualar edersin, gözyaşı dökersin; lakin kapılar bir türlü açılmaz. Zaman geçer, ömür törpülenir, sen o arzu ettiğin şeyin uğrunda tükenirsin. Ve nihayet öyle bir an gelir ki, insan olmanın o aciz idrakinden bıkarsın; artık canın yanmaktan yorulmuştur, hırsın sönmüştür, beklemekten vazgeçersin. İşte tam "pes" dediğin, "istemeyi kestiğin" o saniyede, o gizemli çark döner ve en olmadık anda o şey kucağına düşer.

İstemenin Perdesi ve İmtihanın Sırrı

Neden böyledir? Neden insan, bir şeyi bütün kalbiyle arzuladığında değil de, ondan vazgeçtiğinde ona kavuşur?

Çünkü sen bir şeyi çok istediğinde, araya o arzunun kendisini bir "put" gibi koyarsın. "Benim olmalı," "Bunu başarmalıyım," "Mutlaka bu gerçekleşmeli" dediğin her an, benliğine ve iradene güvenerek O’nun mutlak tasarrufuna bir nevi perde çekersin. O hırs, o şiddetli isteme hali, senin nefsini ve ego merkezli dünyanı şişirir. Oysa Hak, senin kalbindeki o sahte "ben" sahiplenmesini, o kibirli "ben istiyorum" iddiasını kırmak ister.

Kedinin fareyle oynaması misali; seni o arzu ettiğin şeyin etrafında koşturur, ucuza bırakır gibi yapıp yine kaçırır. Çünkü bilir ki, sen o isteme hırsının içinde boğuldukça, asıl sahibini unutuyorsun. Seni o hedefe ulaştırmak için değil, hedefin kendisinden vazgeçirip Sahibine bağlamak için uğraşır.

Vazgeçişin ve Teslimiyetin Mucizesi

İstemeyi kesmek, hayata küsmek veya ümitsizliğe kapılmak değildir. Bilakis, istemeyi kesmek; "Ey Rabbim, ben irademden vazgeçtim, senin iraden neyse o olsun" diyerek o dipsiz kuyunun kenarında diz çökmektir.

  • Çünkü insan, elindekini ancak bırakmayı öğrendiğinde tutabilir.

  • Avucunu sımsıkı kapatıp "Bu benim olmalı" dediğinde rüzgârı tutamazsın; lakin elini açtığında bütün kâinat avucunun içine dolar.

İşte o gün, o istemekten yorulduğun, "Artık olmasa da olur" deyip bütün beklentileri rafa kaldırdığın o anda, dünya durur. Zihnindeki gürültü susar. Ve sen rûhun o derin sessizliğine gömüldüğün an, yıllardır arkasından koştuğun o nesne, o arzu, o kapı kendiliğinden gelip seni bulur.

O zaman anlarsın ki; o oyun, seni hırpalamak için değil, seni o hırslı çocuktan kurtarıp olgunlaştırmak, "ben" zannını eritmek için oynanmıştır. Kedinin fareyle oynaması gibi görünen o ilâhî nevazi, aslında seni sana karşı korumanın, seni senin elinden kurtarmanın en zarif yoludur. İstemeyi bıraktığın yer, her şeyin hakikaten başladığı yerdir.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları