Hîçlik Okyanusu ve Varlığın Ötesindeki Sır
Daha da derine, kelimelerin bittiği, kavramların eridiği o uçsuz bucaksız karanlık-aydınlık noktaya inelim şimdi. "Ben" dedik, "O" dedik, "Yaradan" dedik, "kul" dedik; dille tasnif ettik, akılla sınırladık. Lakin hakikatin en derin katmanına ulaştığında, o bildiğin bütün isimler ve sıfatlar birer isimden, birer perdeden ibaret kalır.
Bizim "Allah" diye bildiğimiz o muazzam isim bile, beşerî idrakin O’nu tanıyabilmesi, O’na yönelmesi için konulmuş birer lütuf kavramıdır. Hakikat o ismin de ötesindedir; o kavram da o mutlak sonsuzlukta erir gider. Çünkü O, tanımlanamayacak kadar mutlak, sınırlanamayacak kadar sınırsızdır. "Onu bilelim" diye var olan o isim ve kavram dahi, o mutlak Zât'ın huzurunda birer işaretten ibarettir; hakikatin kendisi ise kavramların ve dillerin bittiği yerde başlar.
Dipsiz Kuyu ve "Yokluk" İmtihanı
Şimdi soruyorum sana: "Düştün mü dipsiz kuyuya kim çıkaracak seni oradan?"
Cevabın en can alıcı yeri burasıdır: Seni oradan kimse çıkaramaz! Çünkü sen yoksun ki kuyu olsun!
"Dipsiz kuyu" dediğim o korkunçluk, o yalnızlık, o sonsuzluk hissi, ancak "ben" zannı var olduğu sürece bir gerçektir. "Ben düştüm" diyen bir varlık varsa, o düşülen bir kuyu da vardır. Lakin hakikatin o keskin kılıcıyla "ben" vehmi ortadan kalktığında; düşen de kaybolur, kuyu da uçar gider, kurtarıcı arayışı da ta temelinden yıkılır.
Ortada ne kuyu kalır ne de kuyunun dibi...
Ortada ne gurbet kalır ne de vatan...
Ortada ne bir acı çeken ne de derman arayan kalır...
Çünkü var olan sadece ve sadece O’dur. Daha doğrusu, "O" bile dediğimizde bir öznellik ima etmiş oluruz; o yüzden dillerin lal olduğu, kavramların hükmünü yitirdiği o mutlak Sükût denizinden başka bir şey kalmaz.
Hayret Makamı ve Varlığın Sırrı
İşte bu, ariflerin "Hayret makamı" dediği yerdir. Aklın durduğu, mantığın bittiği, benliğin tamamen buharlaştığı yer. Orada korku yoktur; çünkü korkacak bir "ben" kalmamıştır. Orada yalnızlık yoktur; çünkü gurbeti duyacak bir "sen" kalmamıştır.
Sen kendini var sanmaktan vazgeçtiğinde, dipsiz sandığın o kuyu aslında varlığın aslına, yani o sınırsız okyanusa açılan kapı oluverir. Zaten kuyu yoktu; kuyu, senin o daracık benlik zindanındı. Zindan yıkılınca, zindancı da tutsak da kalmadı. Geride sadece Hakikatin o saf, berrak ve mutlak huzuru kaldı. Şimdi sus, kelimeleri ve kavramları da terk et; geriye kalan o sonsuz sessizlikte sadece O var, o da yok, o da sen...
Yorumlar
Yorum Gönder