Zan ve Tahkik Terâzisinde AHBAP Olayı: İftiranın Gölgesi ve Kamu Hizmetinin Kırılganlığı

 Aziz cemaat, kıymetli kardeşlerim! Evvelki ibretli kıssada, bir iftiranın, bir zan ve tahkiksizliğin, bir zatın hayatını nasıl altüst ettiğine şahit olmuştuk. O kıssa, beşerî münasebetlerin ve toplumsal hayatın temelini sarsan en büyük afetlerden biri olan "su-i zan" ve "tahkiksizlik" hakkında bizlere pek derin dersler sunmuştu. Şimdi ise, bu derslerin ışığında, günümüzden acı bir hadiseyi, Haluk Levent ve Ahbap Derneği etrafında cereyan eden olayları değerlendirelim. Zira hakikat, zaman ve mekân fark etmeksizin, derslerini farklı suretlerde bizlere sunmaya devam eder.

Malumunuzdur ki, yakın zamanda milletçe yaşadığımız o büyük deprem felaketi, hepimizin yüreklerini derinden yaralamış, asrın felaketi olarak tarihe geçmiştir. Bu felaket anında, devlet kurumlarımızın yanı sıra, milletimizin vicdanından doğan pek çok sivil toplum kuruluşu da canla başla sahaya inmiş, yaraları sarmak için seferber olmuştur. Bu kuruluşlardan biri de, Haluk Levent liderliğindeki Ahbap Derneği'dir. Milletimizin teveccühü ve güveniyle kısa sürede çok ciddi bağışlar toplanmış, büyük bir yardım hareketi başlamıştır.

Ancak ne yazık ki, milletimizin yaralarını sarmak için gösterilen bu gayretler esnasında, Şeyh Hadi Efendi kıssasındaki zanna ve tahkiksizliğe benzer bir tabloyla karşılaşılmıştır. Deprem bölgelerine yardım ulaştırmaya çalışan Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında, özellikle sosyal medya ve bazı siyasi mecralar üzerinden çeşitli ithamlar, şüpheler ve hatta iftiralar yayılmıştır. "Devletin yerini almaya çalışıyorlar," "toplanan paralar nereye harcanıyor belli değil," "art niyetliler" gibi iddialar, ortada somut bir delil olmaksızın, bir zan ve su-i zan fırtınası estirmiştir.

Şimdi bu durumu, Şeyh Hadi Efendi kıssası ile mukayese edelim:

  1. Su-i Zan ve Tahkiksizlik Mirası: Şeyh Hadi Efendi'nin abdest meselesinde, bir kişinin gözlemi üzerinden peşin bir hükme varılması ve bu hükmün tahkik edilmeksizin yayılması, onun hayatını mahvetmişti. Ahbap olayında da benzer bir mekanizma işlemiştir. Ahbap'ın faaliyetleri, toplanan bağışlar ve harcamaları hakkında yeterli bilgiye sahip olunmaksızın, hatta derneğin tüm şeffaf açıklamalarına rağmen, birtakım önyargılar ve ideolojik yaklaşımlar sebebiyle su-i zan beslenmiş, gerçek dışı iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddiaları ortaya atanlar ve yayanlar, adeta Şeyh Hadi'ye "abdest almadan namaz kıldırıyor" diyenlerin modern versiyonu olmuşlardır.

  2. İftira ve Dedikodunun Yıkıcı Gücü: Şeyh Hadi Efendi hakkındaki asılsız iddialar, onun imamlığını bırakmasına, ailesinin dağılmasına ve şehri terk etmesine yol açmıştı. Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında ortaya atılan iftiralar da, onların kamuoyundaki itibarını sarsmaya, güvenilirliklerini sorgulatmaya ve dolayısıyla felaketzedelere ulaşacak yardımların aksamasına sebep olmuştur. Özellikle bir afet zamanında, birlik ve beraberliğin en çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemde, milletin vicdanıyla hareket eden bir kuruma karşı böylesi bir karalama kampanyası, büyük bir fitne ve vebaldir. Tıpkı Şeyh Hadi'ye "casus" diyenler gibi, Ahbap'a yönelik "devlet düşmanı" ya da "paraları zimmetine geçiren" suçlamaları da, mesnetsiz ve ağır iftira niteliğindedir.

  3. Kul Hakkının Yeni Boyutu: Şeyh Hadi Efendi'nin yaşadığı mağduriyet, kişisel bir kul hakkı ihlaliydi. Ahbap ve Haluk Levent hadisesi ise, sadece şahısların değil, aynı zamanda hayırlı bir kamu hizmetinin de itibarsızlaştırılması ve engellenmesi suretiyle daha geniş bir kul hakkı boyutuna sahiptir. Zira yapılan yardımlar, milyonlarca insanın canından, malından, azığından kısarak verdiği emanetlerdir. Bu emanetlerin emin ellere ulaşmasını engellemek, şüphe düşürmek, sadece Haluk Levent'e değil, o milyonlarca bağışçıya ve en önemlisi de o yardıma muhtaç depremzedelere karşı işlenmiş büyük bir haktır. Haluk Levent'in de, ailesinin ve kendisinin bu süreçten ne denli yıprandığını ifade etmesi, Şeyh Hadi'nin ailesinin dağılmasıyla acı bir benzerlik taşır.

  4. Hakikati Arayış ve Vebal: Şeyh Hadi kıssasında, hakikat yıllar sonra tesadüfen ve acı bir pişmanlıkla anlaşılmıştı. Ahbap Derneği ise, maruz kaldığı tüm ithamlara rağmen, şeffaflık ilkesinden taviz vermemiş, tüm gelir ve giderlerini, yapılan harcamaları ve projeleri kamuoyu ile düzenli olarak paylaşmıştır. Bu, bir yandan İslam ahlakının gerektirdiği "emanete riayet" ve "şeffaflık" prensibini en güzel şekilde ortaya koyarken, diğer yandan da "tahkik" sorumluluğunu ifa etmeyenlere bir ayna tutmuştur. Ahbap, hesaplarını açıkça sunarak, "Buyurun, tahkik edin!" demiştir. Buna rağmen, sırf önyargıları yüzünden bu açıklamalara itibar etmeyip iftira atmaya devam edenler, Şeyh Hadi'nin mağduriyetine sebep olanlardan daha büyük bir vebal yüklenmişlerdir. Zira onlara hakikati öğrenme imkanı sunulmuş, fakat onlar bunu reddetmişlerdir.

Ey müminler! Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir," buyurmuştur. Bir kimse hakkında, özellikle de toplum yararına çalışan, hayır hasenatla meşgul olan bir mümin hakkında, somut delil olmaksızın zan ile hareket etmek, kötü niyet beslemek ve iftira atmak, İslam ahlakına asla sığmaz. Her gördüğümüzü, duyduğumuzu sorgulamadan, tahkik etmeden kabul etmek ve yaymak, fitnenin kapılarını aralamaktır. Bu, hem dünyevi huzurumuzu bozar, hem de ahirette ağır bir vebale sebep olur.

Her birimiz, kelimelerimizin ve zanlarımızın bir bıçak gibi keskin olabileceğini ve masum bir insanın hayatını, itibarını, hatta bir milletin umudunu kesip atabileceğini idrak etmeliyiz. Cenab-ı Hak, bizleri zan ve iftiradan muhafaza eylesin. Hakikati aramayı, tahkik etmeyi ve hüsn-ü zan beslemeyi nasip eylesin.

Vesselam. Selam ve Duâ ile!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları