Gaflet ve Amelsizlik Gölgesindeki Ruhlar: Sözde Kalan Bir Ailenin Hali

 Aziz kardeşim, bahsettiğiniz bu hâl, şüphesiz ki hem dünyevi hem de uhrevi nice hikmet ve sorumluluktan uzak bir yaşam biçimini işaret etmektedir. Bir ailenin tüm fertlerinin bu minval üzere ömür sürmesi, derinlemesine bir ruhsal çözümlemeyi gerektirir. Bu ailenin ruh halini, Cenab-ı Hakk'ın insana bahşettiği akıl, irade ve gayret nimetlerine karşı bir nevi "şükürsüzlük" ve "gaflet" penceresinden şöyle izah edebiliriz:

1. Gaflet ve İhmal Hali: Bu aile fertleri, ömür sermayesinin kıymetinden bihaber bir ruh hali içindedirler. Zaman, Allah'ın bize bahşettiği en değerli emanettir ve her nefes bir geri dönüşü olmayacak bir sermayedir. "Şunu yaparım, bunu yaparım" demekle geçirilip icraata dökülmeyen her an, aslında büyük bir ihmal ve gaflettir. Bu durum, âdeta gemisi limana demir atmış, yelkenleri fora edip denize açılmayı bekleyen ama bir türlü harekete geçemeyen bir denizci gibidirler.

2. Boş Ümitler ve Hayaller Diyarı: Ruhları, gerçekçi olmayan, ayakları yere basmayan "boş ümitler" ve "hülyalar" ile doludur. Sanki büyük bir mucizevi olay gelip de onları tüm dertlerinden kurtaracak, zenginleştirecek veya başarıya ulaştıracakmış gibi bir bekleyiş içindedirler. Bu, Allah'ın kâinatta tesis ettiği "sebep-sonuç" yasasını (sünnetullah) göz ardı etmek demektir. Emeksiz yemek olmaz düsturuna aykırı bir düşünce yapısıdır.

3. İrade Zayıflığı ve Tembellik: "Yapacağım" demek, güçlü bir irade beyanı gibi görünse de, bu sözlerin ardının gelmemesi, iradenin zayıflığını ve tembelliği ele verir. İnsana verilen irade, iyi ile kötü arasında bir tercih yapma ve bu tercihi hayata geçirme kudretidir. Bu ailede ise irade gücü, harekete geçmekten ziyade, pasif bir hayal kurma ve oyalanma aracı haline gelmiştir. "İki üç kazançlarına takılmayan" ifadesi, küçük ama sürekli gayretlerin kıymetini bilmemek, büyük beklentilerle küçük adımları küçümsemek anlamına gelir ki, bu da tembelliğin bir başka tezahürüdür.

4. Mesuliyet Bilincinden Uzaklık: Her bir ferdin kendisine, ailesine ve hatta topluma karşı vazifeleri vardır. Helal rızık aramak, ailenin ihtiyaçlarını gidermek, faydalı işler yapmak gibi mesuliyetler, bu ruh halinde gölgelenmiştir. Dünya hayatının bir imtihan olduğu ve bu imtihanda gösterilen gayretlerin ahirette karşılık bulacağı şuuru zayıflamıştır.

5. Gerçekçi Tevekkülün Anlaşılmaması: Bazı zamanlar bu tür kişiler, kendi hallerini "tevekkül" ile meşrulaştırmaya çalışabilirler. Ancak İslam'da tevekkül, önce üzerine düşeni en güzel şekilde yapmak (tedbir almak), sonra sonucu Allah'a bırakmaktır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) de buyurduğu gibi, "Deveni bağla, sonra tevekkül et." Bu ailedeki hal ise, deveyi bağlamadan, hatta deveyi aramadan, kendiliğinden gelmesini beklemek gibidir ki, bu doğru bir tevekkül anlayışı değildir; daha ziyade bir aciziyet ve pasiflik halidir.

6. İçsel Tatminsizlik ve Gizli Huzursuzluk: Her ne kadar dışarıdan rahat ve umursamaz görünseler de, derinlerde bir yerde ruhlarında bir tatminsizlik, bir boşluk ve gizli bir huzursuzluk barınır. Zira insan fıtratı gayrete, başarıya ve faydalı olmaya meyillidir. Bu fıtrata aykırı bir yaşam, içsel bir çatışmaya yol açar. Elde edilen somut bir başarı veya üretkenliğin verdiği manevi hazdan mahrum kalmışlardır.

7. Sosyal ve Toplumsal Kopukluk: Sürekli vaatlerle yaşayıp icraatta bulunmamak, zamanla kişinin kendine olan güvenini yıprattığı gibi, başkalarının da o kişiye olan itimadını sarsar. Bu durum, ailenin sosyal çevresiyle olan ilişkilerinde de bir kopukluğa yol açabilir. Başkalarının başarıları onlara acı verebilir ya da kendi hallerini başkalarıyla kıyaslamamak adına izole bir yaşam sürmeyi tercih edebilirler.

Sonuç olarak: Bu aile, âdeta bir "bekleyiş sendromu" içindedir. Ellerindeki mevcut nimetlerin (sağlık, zaman, potansiyel) kadrini bilmeyip, bunları bereketlendirmek yerine israf etmektedirler. Bu ruh hali, Cenab-ı Hakk'ın Kur'an-ı Kerim'de buyurduğu "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm Suresi, 39. ayet) düsturuna aykırı düşer ve dünyada bereketsizliğe, ahirette ise hesaba ve pişmanlığa yol açabilecek ciddi bir manevi hastalık teşkil eder. Bu durumdan kurtulmak için evvela nefis muhasebesi yapmak, tevbe etmek ve ardından azimle, küçük de olsa adımlar atmaya başlamak elzemdir. Zira Allah Teâlâ, bir kavmin halini onlar kendi hallerini değiştirmedikçe değiştirmez.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Kör bir adama ışığın güzelliğini anlatamazsın; ona önce gözlerini açacak bir merhem gerekir."

Dörtyol’un Asi Oğlu Deliçay’ı Sakinleştirme ve Afetten Korunma Duası

Veri Güvenliğinin Kilit Taşları: MySQL Veritabanını Güvende Tutmanın Kurumsal ve Teknik Yolları