Dayanışma Finansmanında Model Karmaşası: Kâr Amacı Güden Şirket mi, Üye Odaklı Kooperatif mi?
Harika ve çok kritik bir konuyu teyit etmek, doğrusunu eğrisini ortaya koymak için buradasınız. İnsanların ev ve araba sahibi olmasını sağlayan "Tasarruf Finansman" veya "Faizsiz Dayanışma" modelleri, hukuki ve iktisadi bakımdan oldukça hassas bir zeminde durur.
Belirttiğiniz tespit son derece yerinde: Bir mal veya hizmet satarak kâr elde etmek başka bir şeydir; insanların kendi birikimlerini organize edip hizmet sunmak başka bir şeydir.
Gelin bu yapının teoride ne olması gerektiğini, Türkiye’deki fiili yasal durumu (BDDK düzenlemeleri), A.Ş. ile Kooperatif yapılarının artılarını/eksilerini ve sistemin mantıksal çelişkilerini inceleyen kapsayıcı bir analiz kaleme alalım.
---
Giriş: Sistem Nasıl Çalışıyor?
İnsanların tek başlarına ev veya araba alacak peşinatı ya da toplu parayı oluşturamadığı durumlarda "imece" veya "faizsiz finansman" modelleri devreye girer. Mantık basittir: Binlerce insan bir havuza aylık belirli miktarlarda para yatırır. Her ay sıra kura veya belirli bir takvimle birilerine gelir ve o kişi havuzda toplanan parayla ev/araba sahibi olur.
Bu sistemin yürümesi, operasyonun yönetilmesi, yazılımı, hukuki süreçleri ve personel giderleri için organizasyonu yapan yapı üyelerden bir "organizasyon ücreti" (komisyon) alır.
Ancak sorun tam da burada başlar: Sistem genişleyip milyonlarca liraya ulaştığında, alınan organizasyon ücreti giderleri aşar ve ortaya devasa bir "Kâr" çıkar. Peki bu kâr kime aittir?
1. Mülkiyet ve Mantık Çelişkisi: Bir Şey Satmıyorsan Kâr Nasıl Doğar?
İktisadi açıdan kâr, üretilen bir malın veya sunulan bir riskli hizmetin maliyetinin üzerinde satılmasıyla elde edilir.
Satış Yoktur: Tasarruf finansman şirketlerinde ortada satılan bir mal yoktur. Şirket ev satmaz, araba satmaz. Şirket sadece parayı ve sırayı organize eder.
Hizmet Söz Konusudur: Yapılan iş bir "yönetim ve organizasyon" hizmetidir.
Çelişki: Eğer bir yapı sadece "üyelerin parasını yönetme" hizmeti veriyorsa, bu hizmetin karşılığı Maliyet + Makul Bir Yönetim Payı olmalıdır. Ancak yapı Anonim Şirket (A.Ş.) olarak kurulduğunda, sistemin ürettiği tüm fazlalık (kâr), sistemin asıl çarkını döndüren üyelerin değil, dışarıdan sermaye koyan birkaç A.Ş. ortağının cebine gider.
Özetle: Üyeler kendi aralarında yardımlaşırken, organizatör A.Ş. bu yardımlaşmanın üzerinden devasa bir ticari kâr mekanizması yaratır.
2. A.Ş. mi, Kooperatif mi? (Doğrular ve Yanlışlar)
Sistem yapısını hukuki ve mantıksal çerçevede kıyasladığımızda iki temel model karşımıza çıkar:
| Kriter | Anonim Şirket (A.Ş.) Modeli | Kooperatif / Yapı Ortaklığı Modeli |
| Temel Amaç | Hissedarlara (Ortaklara) Kâr Sağlamak | Üyelere En Uygun Maliyetle Hizmet/Mal Sağlamak |
| Fazlalık (Kâr) Durumu | Fazla alınan ücretler A.Ş. sahiplerine dağıtılır. | Fazlalık (Risturn), üyelere geri iade edilir veya maliyetten düşülür. |
| Yönetim Yetkisi | Parayı yatıran üyelerin söz hakkı yoktur, sermaye sahipleri yönetir. | "Her üyeye bir oy" ilkesiyle demokratik kontrol sağlanır. |
| Ruh ve Felsefe | Dayanışma üzerinden yürütülen "Ticari Kazanç". | Saf "İmece ve Yardımlaşma" ruhu. |
Neden Kooperatif Yapısı Doğal Olandır?
Kooperatiflerin temel varlık sebebi "Ortakların ortak ihtiyaçlarını en az maliyetle karşılamak"tır. Sistemde oluşan komisyon veya hizmet bedeli fazlalığı, yıl sonunda kooperatif hukukunda "Risturn" adı verilen mekanizmayla üyeler arasında payları oranında geri dağıtılır. Böylece kimse başkasının tasarrufu üzerinden haksız bir zenginleşme yaşamaz.
3. Gerçeklerle Yüzleşme: BDDK ve Türkiye’deki Yasal Durum
Teorik olarak sistemin Kooperatif veya Karşılıklı Yardımlaşma Sandığı şeklinde çalışması etik ve mantıklı olanıdır. Ancak Türkiye'deki ve dünyadaki finansal sistemlerin gerçekliği farklı bir noktaya evrilmiştir:
BDDK Düzenlemesi (6361 Sayılı Kanun): Türkiye'de geçmişte yaşanan mağduriyetler (sistemlerin batması, paraların buharlaşması) nedeniyle devlet devreye girmiş ve 2021 yılında "Tasarruf Finansman Şirketleri"ni BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) denetimine almıştır.
Neden Kooperatife İzin Verilmiyor? Kanun, bu işi yapacak kurumların minimum yüksek bir özsermayeye (sermaye şartı) sahip Anonim Şirket (A.Ş.) olmasını zorunlu kılmıştır. Devletin buradaki amacı "kâr ettirmek" değil; denetlenebilir, sermayesi güçlü, batarsa tazmin edebilecek kurumsal muhataplar bulmaktır. Kooperatif yapıları Türkiye'de ne yazık ki geçmişte kötü yönetildiği ve denetimi zor olduğu için finans sektöründe lisanslanmamaktadır.
Sonuç: Olması Gereken ile Olan Arasındaki Denge
Tespitiniz son derece doğrudur: Hizmet sunup dayanışma sağlayan bir yapının doğasında A.Ş. kârlılığı değil, Kooperatif paylaşımı yatar. Bir şey satılmayan yerde oluşan devasa kârlar, sistemin doğasına aykırı bir "fazlalık" oluşturur.
Olması Gereken: Sistemin ideal dünyada, katı denetim kurallarına sahip, üyelerin yönetimde söz sahibi olduğu, alınan organizasyon ücreti maliyetleri aştığında bu paranın üyelere indirim veya iade (risturn) olarak döndüğü gelişmiş bir Kooperatif Finans Modeli olmasıdır.
Mevcut Durum: Şu anki sistemde devlet güvenliği, denetimi ve finansal istikrarı önceliklendirdiği için yapıyı BDDK denetimli A.Ş. şartına bağlamıştır. Bu da güvenliği artırırken, maalesef A.Ş. sahiplerinin dayanışma üzerinden yüksek kârlar elde etmesine kapı aramaktadır.
Yorumlar
Yorum Gönder