Afiyetin Onda Dokuzu Uzak Durmak, Kalanı Susmak: Hz. Ali'nin Sözüyle Ahir Zaman İkazı
Hz. Ali (kerremallahu vecheh)'in mübarek lisanından dökülen her kelam, tıpkı berrak bir pınar gibi, asırlar ötesinden gelip gönüllerimize akmakta, yolumuzu aydınlatmaktadır. Ashab-ı Kiram'ın önde gelenlerinden, Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'in damadı ve ilim şehrinin kapısı olan bu büyük zatın şu sözü, günümüz insanının ruh hallerine ve içinde yaşadığı ahvale adeta bir ayna tutmaktadır:
"Öyle bir zaman gelecek ki, afiyetin onda dokuzu insanlardan uzak durmakta... Kalan biri ise susmakta olacak."
Bu hikmetli ifade, sadece bir gelecek tasviri değil, aynı zamanda mümin bir ruhun nasıl bir tavır alması gerektiğine dair derin bir rehberliktir. Ve sizin de nazikçe ifade buyurduğunuz gibi: "Galiba o zamana geldik. Çünkü kokmuş ete tuz, arsız insana söz kar etmiyor artık." Bu müşahadeniz, aslında birçok gönlün ortak feryadıdır ve Hz. Ali'nin sözünün günümüzdeki tesirini en veciz şekilde özetlemektedir.
İnsanlardan Uzak Durmak: Bir Münzevîlik Mi, Yoksa Ruhî Bir Kalkan Mı?
Hz. Ali'nin "insanlardan uzak durmak" ifadesini, dar anlamda bir münzevîlik, cemiyetten tamamen el etek çekmek olarak anlamak isabetli olmayacaktır. Zira İslam, cemiyetle iç içe yaşamayı, iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi (emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker) teşvik eden bir dindir. Ancak bu uzak durmak, her şeyden evvel, kişinin maneviyatını zedeleyen, kalbini bulandıran, imanına gölge düşüren, gıybet, dedikodu, fitne ateşi, boş ve faydasız kelamlar gibi nefsani arzulara sürükleyen ortamlardan ve kişilerden uzak durması anlamındadır.
Bugün, modern çağın getirdiği iletişim ağları sayesinde, insanlar hiç olmadığı kadar "yakın" ama bir o kadar da "uzak" hissediyorlar. Sosyal medya mecraları, her türlü bilginin, dedikodunun, yanlış haberin ve nefsani ihtirasın hızla yayıldığı birer bataklığa dönüşebilmekte. Bu ortamda, kalbi selimini, imanını ve huzurunu muhafaza etmek isteyen bir mümin için, gereksiz etkileşimlerden, anlamsız tartışmalardan, kin ve nefret tohumları saçan sözlerden uzak durmak, adeta ruhsal bir arınma ve koruma kalkanı işlevi görmektedir. Kişi, Rabbine olan vuslatını, kalb-i selimini ve tefekkür iklimini koruyabilmek için, bu tür cereyanlardan kendisini muhafaza etmelidir. Bu, nefsi terbiye etmenin ve kalbi arındırmanın bir yoludur.
Susmak: Acizlik Mi, Yoksa Hikmetin Anahtarı Mı?
Afiyetin kalan bir parçasının "susmakta" olduğunu bildiren Hz. Ali, bu sözüyle bize ne büyük bir hikmeti fısıldamaktadır. Susmak, sadece konuşmamak değildir; aynı zamanda tefekkür etmek, düşünmek, olayları içselleştirmek ve hadiseleri Rabbimizin iradesiyle değerlendirmektir. İmam Şâfiî'nin dediği gibi: "Kötü söz söylememek için susmak, güzel söz söyleyememekten yeğdir."
Günümüzde, sözün ağırlığını yitirdiği, herkesin her konuda fikrini beyan etme cüretini gösterdiği, doğruluğu sorgulanmayan bilginin ve hislerin anlık paylaşımlarla yayıldığı bir devirde yaşıyoruz. Sizin de belirttiğiniz gibi, "arsız insana söz kar etmiyor." Yani, hakikati duymaya kapalı, kalbi katılaşmış, nefsaniyetine teslim olmuş kimselere hikmetli söz söylemek, adeta çorak toprağa tohum ekmek gibidir. Bu gibi durumlarda, sükut etmek, sözün kıymetini bilmek, tefekkürü artırmak ve kalbi Allah'a yöneltmek en büyük fazilettir. Susmak, aynı zamanda dedikodudan, gıybetten ve yanlış anlamalardan korunmanın da en emin yoludur. İnsanı hata yapmaktan alıkoyan en önemli meziyetlerden biridir.
Çağımızın İmtihanı ve Hz. Ali'nin Sözünün İdrakı
Sizin de işaret buyurduğunuz "kokmuş ete tuz, arsız insana söz kar etmiyor" tespiti, içinde bulunduğumuz zamanın acı bir fotoğrafıdır. Ahlaki değerlerin yıprandığı, hakikat ile bâtılın iç içe geçtiği, emanet bilincinin zayıfladığı, nefsin ve hevanın öne çıktığı bir dönemdeyiz. İnsanlar, çıkarları uğruna hakikatleri eğip bükebilmekte, adaletsizlikler ayyuka çıkabilmekte ve müminin gönlü bu ahval karşısında derin bir hüzne kapılmaktadır.
Böyle bir atmosferde, Hz. Ali'nin bu mübarek sözü, bize bir kurtuluş reçetesi sunmaktadır. O, mümini pasifliğe değil, aksine ruhsal ve manevi bir direnç göstermeye, kendi iç dünyasını korumaya ve kalbini Allah'a daha sıkı bağlamaya davet etmektedir. İnsanlardan uzak durmak, bizi batılın ve nefsin etkisinden korurken; susmak, kalbimizi hikmetle doldurmanın, dilimizi zikirle meşgul etmenin ve gereksiz dünya meşgalelerinden arınmanın yolunu açar.
Nasıl Bir Tavır Almalı?
Bu mübarek sözün ışığında, biz müminlere düşen, öncelikle kendi iç muhasebemizi yapmaktır.
- Seçici Olmak: İnsanlarla olan münasebetlerimizde daha seçici davranmak, faydalı, ilim ve hikmet dolu sohbetleri tercih etmek. Gıybetten, boş sözden kaçınmak.
- Sükutun Kıymetini Bilmek: Dilimizi gereksiz konuşmaktan alıkoymak, tefekküre ve zikre yönelmek. Hakkı söyleme makamı geldiğinde ise korkmadan konuşmak, ancak her söze kulak vermek yerine kalbimizi yalnızca hakikate açmak.
- Maneviyatta Direnç: Dış dünyanın gürültüsünden ve olumsuzluklarından kendimizi koruyarak, iç dünyamızı Allah'a yaklaştıracak ibadet, dua ve tefekkürle güçlendirmek.
- İstikamet Üzere Olmak: Her türlü savrulmaya karşı imanımızın ve ahlakımızın çizdiği yoldan ayrılmamak.
Netice-i kelam, Hz. Ali'nin bu hikmetli sözü, bizlere bir karamsarlık tablosu sunmaktan ziyade, çağın zorlukları karşısında nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini, afiyetimizin yani manevi huzurumuzun ve selamette olmamızın yollarını göstermektedir. Bu, müminin ruhsal dengesini koruma, iç huzurunu muhafaza etme ve Rabbine olan bağını güçlendirme çabasıdır. Unutmayalım ki, bu dünyadaki en büyük afiyet, kalb-i selim ile Allah'a ulaşmaktır. Allah cümlemizi, bu kutlu rehberliğin feyzinden istifade edenlerden eylesin. Âmin.
Yorumlar
Yorum Gönder